Merhaba arkadaşlar! Bugün size #stephenking ve #richardchizmar beraber yazdıkları serinin ilk kitabı olan #gwendynindüğmekutusu adlı eserin incelemesi ile geldim.
Bazı eşyalar vardır; masanın üstünde öylece durur ama zamanın ve aklın kıvrımlarında yankılanırlar. Gwendy’nin kutusu işte öyle bir şeydi. Dışarıdan bakıldığında yalnızca sekiz düğmeli sıradan bir kutuydu ama içindeyse evrenin kalp atışları gizliydi. Üstelik bu kutunun yeni sahibi, henüz kendi ruhunun haritasını bile çizememiş, on iki yaşındaki bir çocuktu, Gwendy Peterson.
Kutunun düğmeleri renkliydi ama anlamları siyah kadar derindi. Her biri bir kaderdi, bir yol ayrımı. Siyah düğmeye basarsan ne olurdu? Kırmızıya? Turuncuya? Cevaplar yoktu. Zaten mesele de o değildi. Kutunun gerçek gücü, düğmelere değil, onları elinde tutan kalbe fısıldamasındaydı.
Ve Gwendy’nin içinde bir ses uyanmaya başladı. Bazen bir çocuğun içindeki ses, bir tanrının suskunluğundan daha yüksek yankılanır. “Neden ben?” diye sordu o ses. “Neden dünyadaki milyarlarca nefesin içinden ben seçildim?” Ama Bay Farris çoktan kaybolmuştu. Cevapları ardında değil, Gwendy’nin içine bırakmıştı.
Bu bir macera değildi. Bu, bir çocuğun ellerinde şekillenen varoluştu. Her karar bir evreni kırıyor ya da yaratıyordu. Her dilek bir hayali ya doğuruyor ya da öldürüyordu. Kutunun ikram ettiği çikolatalar dudakta tatlıydı ama ruhta iz bırakıyordu. Ve her şeyin sonunda, Gwendy kendine bir soru sormak zorunda kalıyordu. “Hayatım bana mı ait, yoksa bu kutuya mı?”
Bu kitapta da, anlatılan sadece Gwendy değil. Bu kitapta, düğmelere her gün fark etmeden dokunan sen varsın. Ben varım. Hepimiz. Kutular hepimizin içinde. Düğmeler bizi bekliyor. “Peki ya sen, hangi düğmeye basardın?”
@inkilapkitabevi kitapfisiltisi sevtap