Belki binlerce şey yazıldı küçük prens hakkında. Binlerce kez altın sarısı saçlarından boynuna doladığı atkısından bahsedildi. Ve yine binlerce kez bir koyun istemesinin onun varlığının en büyük kanıtı olduğu söylendi. Ben de 1001.kez söylemek istiyorum bunları. Çünkü her söyleyiş birbirinden farklıdır. Bundan yıllar önce çocuk sayılabilecek yaşta tanışmıştım küçük Prensle. Hala en sevdiğim kitaptır. Ne kadar okursam okuyayım o en son ki çöl sahnesinde-hani küçük prensin hepimize veda ettiği- gözyaşlarım benden habersizce süzülür gider. Peki nedir Küçük Prensi bu kadar etkileyici kılan? Cevap basit; tertemiz kalbi. Tabii Exupery beyfendi de bunu o kadar güzel bir üslupla yazmış ki o ortamda görebiliyoruz kendimizi. Ne kadar büyümüş olursak olalım bizi her seferinde o hiç ayrılmak istemeğimiz yemeklerin daha lezzetli ,zamanın daha uzun olduğu çocukluk yıllarımızı döndürmeyi başarıyor. Bu sayede aslında yetişkinlikte önemli sandığımız ama küçük prensin sadece kahkaha atacağı dertlerimizi unutuyoruz. Gülü ile olan ilişkisi de bizi etkileyen en büyük yerlerden. Onun gülü bizim hayatımızdaki sevdiğimiz bağ kurduğumuz her şey demek aslında. O yüzden çok özel. Her seferinde kulağımızı da çekmeyi unutmuyor "sorumlusun"diyor "evcileştirdiğinden sorumlusun" ve ekliyor "aslolan göze görünmez". Hala küçük prens gülüne kavuştu mu gezegeninde dönebildi mi neden göçmen kuşlarla değil de bir yılanla anlaşma yaparak dönmel istedi bilmesekte yine de seziyoruz. Bu da insan hayatının sonlanma biçiminin küçük prense alegorik bir şekilde yansımış hali. Hatta kitabı en unutulmaz yapan kısımlardan. Bizler de ölünce nereye gidiyoruz bilmiyoruz ya da gidebiliyor muyuz? Sadece kendimizce sezmeye çalışıyoruz.Bize en son düşen görev gökyüzüne bakıp milyonlarca kuyu milyonlarca çıngırak görmek ve yer yer gülüşlerini duymak oluyor sevdiklerimizin.