Galiba ilk kez Gürcü edebiyatından bir eser okudum. Antonio ve Davit diliyle, yapısıyla ve ritmiyle oldukça akıcı bir kitap. Ağır, katmanlı, felsefi bir metin değil; mesajlarını net bir şekilde veren, karakterleri üzerinden bazı insani çelişkileri gösteren bir anlatısı var. Bu yönüyle kolay okunabilir ama yer yer düşündürücü.
Kitaptaki en dikkat çekici şey, karakterlerin gri oluşu. Yazar hiçbir karakteri yargılamıyor, sadece gösteriyor. Bu da okur olarak her karakteri kendi içimizde tartmamıza olanak tanıyor.
Bartolomeo, hikayeyi aktaran anlatıcı olarak tarafsız ve dengeli duruyor. Gözlemci kimliğiyle bizle olaylar arasında köprü kuruyor.
Antonio, geçmişteki bir korkunun ve pişmanlığın izlerini taşıyan biri. İyilik yaparak arınmaya çalışan, ama içten içe hala utançla yaşayan bir adam. Onun kişiliğinde vicdan ve inanç arasındaki çatışma çok hissediliyor.
Davit, bir zamanlar köle olan, şimdi ise korkulan bir haydut. Geçmişte zulüm görmüşken şimdi başkalarına zalimleşen biri. Ama o bile tamamen vicdansız değil; içindeki adalet duygusunun izleri hala silinmemiş.
Bebe, çok az şey söylese de varlığıyla büyük bir anlam taşıyor. Davit’in geçmişini ona sürekli hatırlatan sessiz bir figür gibi. Sanki bir vicdan yankısı.
Kitap benim için çok derin olmasa da, sade anlatımı ve karakterler arası çelişkileriyle etkileyici bir okuma deneyimi sundu. Fazla gösterişe kaçmadan hikayesini anlatıyor ve gerisini okura bırakıyor. Sakin ama iz bırakabilecek türden bir roman.