Yalnızlaştırılmış Umutsuzluk!
10/10
·84 syf.··
2025 29. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2025 17:51
Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir. (Spoiler içerir!) 'Kör Baykuş'daki üslûp ve koyu karanlık atmosferin biraz yumuşak yüzü 'Aylak Köpek'de 7 ayrı öykü ile karşımıza çıkıyor. İşlenen temalar toplumdan dışlanan, yalnızlığında sevgiye hasret, mutluluğun sadece kovalandığı ama bu dünyada yakalanamayacağı gerçeği! Bireyin etki altında kaldığı toplum bazen arkadaş çevresi, bazen ailesi, bazen de yaşadığı coğrafyadaki diğerleri, fiziksel normların dışında olmanın ve bireyden beklenen sorumlulukların tam yerine getirilmemesi sonucu kişiyi yanlız ve mutsuz, umutsuz bırakıyor. Bu durum öykülerde kimi zaman bir köpek, kimi zaman bir hamal, kimi zaman bir arkeolog vb karakterleri üzerinden anlatılırken sık sık karşı cinse duyulan hisler bir engel teşkil ediyor. Burada akıllara ilk gelen Freud'un olması şaşırtıcı değil. Yazar öykülere kendi yaşamından bir çok kesit serpiştirirken 'Kör Baykuş'da olduğu gibi 'göz'e sürekli dikkat çekiyor. İnsanların ruh halinin ya da gerçek düşüncelerinin en iyi gözlerden anlaşılabilir olması ya da gözün maneviyatı ararken maddede takılıp rotayı şaşırtabilecek olması ya da yazarın öz yaşantısında bir muammanın anahtarı olması olabilirliğini mümkün kılabilir mi bilinmez. Hâlâ kuluçka da düşünceler. İşin özü : 'Aylak Köpek' ve 'Kör Baykuş' yazarın iki farklı eseri ve iki farklı üslubu... Kasvet, yalnızlaştırılma, hüzün, umutsuzluk, ölüm... "Sahibinin sesinin onun üzerinde garip bir etkisi vardı. Çünkü kendisini borçlu hissettiği tüm görevlerini ve sorumluluklarını hatırlatıyordu. Yine de, dış dünyadaki güçlerin ötesinde bir güç onun dişi köpekle birlikte olmaya zorlamıştı." S.14 "Sonra iki eliyle tasmasını çözdü. Nasıl da rahatlamıştı. Pat! Bütün sorumluluklar, görevler omuzlarından alınmıştı sanki." S.15 "Pat, kendine ait görmediği, kimsenin onun duygularını anlamadığı yeni bir dünyaya gelmişti. İlk birkaç günü çok zor geçti. Sonra yavaş yavaş alıştı... Pat'a en çok işkence eden şey, kimse tarafından okşanmamaktı. Sürekli itilip kakılan ve küfredilen bir çocuk gibiydi... Gözleriyle dileniyordu okşanmayı; sevgisini gösterip eliyle başını okşayana canını vermeye hazırdı... Kimse onu himaye etmiyor, hangi göze baksa kim ve kötülükten başka bir şey okumuyordu..." S.16 "... üç karga Pat'ın iki kara gözünü oymak için gelmişti." S.17 "Şerif, ömrünün yirmi iki yılını seyahatlerde geçirmiş... Babasından miras kalan evde ve çalıştığı dairede hiçbir şeyden zevk almaksızın vakit öldürüp duruyordu... Yaşamında onun geri kalmasına yol açan şey içki ve esrar değil, belki de yufka yürekliliği ve geçimli biri oluşuydu..." S.28 "Belki dünya değişmemişti de yaşlılık ve umutsuzluk dolayısıyla her şey gençlik günlerindeki büyüleyici cazibesini ve güler yüzünü yitirmişti ona göre. Bir o elleri bomboş kalmış ve farkına bile varmadan her yıl gücünün kuvvetinin bir kısmı gözle görünmeyen bir menfezden çıkıp gitmişti. Birkaç mutsuz hatıra, bir iki rezillik ve boşuna çırpınmadan başka bir şey kalmamıştı geride. Sadece kendi leşini o delikten bu deliğe sürüklemişti ve şimdi daha güzel günler beklentisinde değildi." S.29 "Sanki uğursuz bir güç sürekli peşindeydi onun." S.31 "Yaşam denen şey alaycı bir aldatmadan başka bir şey değildi." S.37 "Gözleri parlıyor, canlı ve bakıyor. Şehvet ve kin dolu bir bakış. Belki biraz da utangaçlık var." S.57 "Okullarda öğretilen bilimleri, dinsel inanç ve hurafeleri göz önünde bulundurup daha dikkatli bakacak olursak, yaşamda her şeyin mucize olduğunu görürüz... Alıştığımız ve bize doğal gelen kesin mucizeler ve bunlara aykırı olup da bizim alışkın olmadığımız başka doğal bir şey bizim için mucize sayılır... Bugün insanoğlu kendini beğenmişliğiyle doğaya inanmaz olmuştur. Yaptığı keşif ve buluşlarla kendisini akl-ı küll sanıyor ve doğanın tüm sırlarını çözdüğünü iddia ediyor. Ama aslında en küçük şeyin mahiyetini bile anlamakta âciz kalıyor. Mağrur insan kendi bilgilerini belge sayıyor ve doğa olaylarının kendi formüllerine göre gerçekleşmesini istiyor. Eskiden insanoğlu daha sade ve âcizdi ve mucizeye daha çok inanırdı; bu yüzden de sık sık mucize olurdu. Demek istediğim, doğa ve kanunlarına daha yakındı ve onun meçhul güçlerinden daha iyi yararlanabilirdi. Günümüzdeki dakik bilimlere karşı olduğumu sanmayın sakın. Aksine insanın keşfetmediği olaydan daha garip bir şey olmadığına inanıyorum. Bunun dışında kalanlar gülünç ve inanılmaz olacaktır." S.58 "Bir kedi gündüz aydınlığında sıradan bir varlıktır. Ama geceleyin karanlıkta gözleri ışıldar, tüyleri parlar, hareketleri gizemli bir hal alır. Gündüz keyifsiz olan ve üstüne örümcek ağı örülen bir çiçeğin etrafında geceleyin sırlar dalgalanmaya başlar; kendine özgü bir anlam kazanır. Aydınlık bütün canlıları uyanık ve dikkatli tutar. Karanlıkta ve loş ortamda her yaşam, sıradan her şey gizemli bir havaya bürünür, kaybolan tüm korkular uyanır. Karanlıkta insan uyur, ama işitir. Şahsı uyanıktır ve gerçek hayat o zaman başlar. İnsan yaşamın adi ihtiyaçlarına karşı müstağni kalır, manevi âlemleri kat eder, farkına varamadığı şeyleri hatırlar..." S. 77 "Ben muradına kavuşmuş, mutlu bir insanım. Mutlu bir insan; tasavvur etmesi ne kadar zor! Hiç düşünmezdim; ama şimdi ben mutlu biriyim!" S.78 "Sizin aradığınız hal, ceninin ana rahmindeki halidir. Koşuşturmadan, mücadele etmeden, kimseye yağ çekmeden, sıcak, yumuşak ve kızıl bir duvarın içinde iki büklüm vaziyette durur. Yavaş yavaş annesinin kanını emer, tüm ihtiyaçları kendiliğinden karşılanır. Bu, her insanın yaratılışında var olan, kaybolmuş bir cennet nostaljisidir. Orada insan kendinde, kendi içinde yaşar. Belki bir anlamda ihtiyari ölüm değil midir?" S. 79
1000Kitap
Aylak KöpekSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 20243,180 okunma
·
73 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.