·140 syf.····Okunma: 02 Mayıs 2025 19:36 En sade şekilde, şöyle değerlendirebilirim kitabı: İhtiyar sızlanması. Fakat bu kez biraz entelektüel bir beyefendi sızlanıyor. İsminden ve belki de gündemin beni ittiği algı yatkınlığından ötürü bunun biraz araştırmalara dayandırılan bir yazı olduğunu sanarak okumaya başlamıştım.Kitaba yanlış beklentilerle başlamam benim sorunum olabilir ama şunu da eklemeliyim ki kapakta deneme olduğu belirtilmemiş ayrıca ciddi bir hava da verilmeye çalışılmış sanki (bu tabi ki çeviren yayınevine bir eleştiri). Oysa ciddiyetten epey uzak, romantik bir yazı bu. Elbette romantik yazılar da okunmaya değerdir. Kurgunun içinde romantizmi severim. Denemelerde böyle yoğun olmasını pek sevmiyorum hele ki yoksulluktan falan söz ediliyorsa en güzeli ayakları yere basan, sade, kuru ama zengin cümleler kurmaktır.
Kitabın ilk temel sorunu yersiz duygusallığı ve aslında tüm içeriği de bundan ibaret. Salt duygusallık yerine salt duygu okumak daha keyifli olabilirdi. Böyle soyut şeylerden açıklama yapmaksızın bahsedilmesinden nefret ediyorum, aynısını kendim yapmamak için kast ettiğim şeyi şöyle ifade edebilirim: Duygu özgün ve özeldir. Pek çok şeye bağımlıdır zaten özgünlüğü de buradan gelir. Olay ve durumların izdüşümü duygudur. Dışarıdan içeriye doğru çalışır. Duygusallık ise duygunun işlenip servis edilmesidir, tümüyle organik değildir ve içeriden dışarıya doğru çalışır. Benim salt duygu ile anlatmaya çalıştığım hislerin rafine edilmemesi. X'in ağlaması duygudur, yazar bunu verebilir. Ancak X'in ne kadar ağlanası bir vaziyette olduğundan söz etmek duygusallıktır. Okuyanın yorumuna alan tanımayan bir anlatımdır. Duygusallığın yalnız hüzün çağrıştırması doğru değildir, tüm duygular için söz konusudur. Ancak bu kitap için bu dar çağrışım genel olarak doğru olur çünkü yazarın bir nebze neşeli olduğu satırlara bile mutlaka burukluk eşlik ediyor. Salt duygu yüklü bir deneme hayal etmek zor, daha çok günlük yazısına benzerdi bu. Fakat yazarın katıksız duygusallık dolu denemesi de bu türün iyi bir örneği değil. Zengin bir denemenin zaten hislerden çok düşüncelere odaklanmasını beklersiniz. Kitabın bir diğer sorunu da bu.
Denemeler her zaman okunması en zor metinlerdir benim için. Ama bunu beğenmemem gerçekten daha genel nedenlere dayanıyor. Düşünceler çeşitli ve hep aynı şeyer etrafında dönmüyor. Ancak hepsi son derece beylik, daha önce defalarca anlatılmış şeyler. Çok tartışılan bir konuyu yeniden kaleme almanın bir mahzuru olamaz, yeni bir boyutuna erişildiği ya da benzeri görülmemiş bir anlatım ortaya konduğu sürece. Özetle özgünlük bu yazıda kaçırılan bir başka değer. Zaten eskilere duyulan özlem, insan bağlarının zayıflaması vb. gibi klişe alanlarda yeni adımlar atmak artık bana göre imkansız oldu. Öyle çok okuduk, dinledik ve izledik ki bunları.
Son olumsuz eleştirim de yazarın kesinlik bildiren, nesnel bir tespitmişçesine yazdıklarına ilişkin. Hemen hiçbiri ile hemfikir olmadığımı bir kenara koyuyorum -bu,tek başına yazılanı sevmeme engel olmak için yeterli olmazdı- bazıları açıkça yanlış. Bunların da büyük kısmı yazarın modern yaşama duyduğu antipatiden ileri gelen günümüz ,daha doğrusu yazıldığı günün, şartlarını karalamaya yönelik. Örneğin tıp ilerlemesini faydalı bulmadığını, eskiden insanların su çiçeğinden ölürken bugün de kanserden öldüklerini ve hiçbir şeyin değişmediğini yazmış. Alelade bir bunak homurdanmasına benziyor bu, istatistikler ve tarihe açıkça ters düşen bir iddia. Günümüzde insanların tekrar dine yakınlaştığını çünkü modern şartların korkunçluğunun insanları çaresiz bırakarak buna mecbur ettiğini de anlatıyor. İlkine kıyasla bu biraz daha tartışmaya açık görünse de hâlâ bağnaz gelenekçilerin ağzından çıkanlardan pek farkı olmyan bir başka iddia. Unutmadan bir de, bir Arjantinlinin en azından vatandaşlık anlamında bir Türke benzer sıkıntıları olmalı. Hiç sözünü etmemiş sayılmaz ama tatmin edici bir yorum getirdiği ya da yeterince üzerinde durduğunu söyleyemem.
Son olarak kitabın en iyi kısmı: aforizmalar. Önceden bilip beğendiğim ve ilk kez okuduklarım vardı.Alıntılar özenle seçilmiş ve hemen hepsi hakikaten önemli hususları incelikleriyle ama bir o kadar da sade dile getiren ifadeler. Bu da anlatıyor ki yazarımız facebook dayıları gibi hissettiriyor olsa da birikimli biri. 2011'de ölmüş ve kitapta ölümü beklediğinden bahsettiği kısımları yeniden düşündüğümde biraz tuhaf hissettiriyor bu. Yaşarken uzun yıllar depresyonla mücadele ettiğini de söylüyor kitabında. Belki denk geldiği dönemden, teknolojiden biraz daha önce yaşamış olsaydı daha mutlu bir ömür geçirirdi.