Mutlu hafta sonları kitap severler
Bugün sizlere #DerinliğinKıyısında
#İnciYılmazer kitabından bahsetmek istiyorum.
Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattığınızda uzun süre gözlerinizi sabit bir noktaya diker, hiçbir şey söyleyemezsiniz. İçinizde bir şey yerinden oynamıştır çünkü. İnci Yılmazer’in Derinliğin Kıyısında adlı romanı tam da böyle bir kitap.
Paris’in hüzünle yıkanmış sokaklarında geçen bu roman, bir aşkın izini sürerken aslında insanın kendine yaptığı o derin ve çoğu zaman sancılı yolculuğu anlatıyor. Harun’un sessiz çöküşü, Derin’in ardında bıraktığı boşluk ve Buket’in aynalara bile söyleyemediği korkuları… Her biri birer kırık parçayla ilerliyor sayfalar arasında. Ve biz, okurlar olarak bu parçaları içimizde bir yerlere yerleştiriyoruz. Çünkü herkes biraz Harun, biraz Buket, biraz da Derin.
Kitap boyunca aşkın yalnızca tutku olmadığını, bazen bir terk edişin, bazen de kendini tanımanın kıyısında durduğunu görüyoruz. İnci Yılmazer, sade ama içimize işleyen diliyle ilişkilerdeki suskunlukları, iç dünyamızdaki çalkantıları ve zamanla yitirdiğimiz kendimizi bulma arzusunu anlatıyor. Bir şehrin sokaklarında gezinirken, bir yandan da ruhumuzun loş odalarına girip çıkıyoruz.
Derinliğin Kıyısında bir ilk roman ama yazarın anlatımı şaşırtıcı derecede olgun. Sayfalar ilerledikçe okurla karakterler arasında bir bağ kuruluyor; öyle bir bağ ki zaman zaman kalbini sıkıştırıyor, bazen bir cümlede boğazın düğümleniyor.
Eğer aşkı bir başlangıç değil de yolculuk olarak düşünenlerdenseniz, eğer kendi derinliğinizle yüzleşmekten korkmuyorsanız, bu kitap size çok şey fısıldayacak.
Çünkü herkesin hayatında bir gün “derinliğin kıyısı”na vardığı an gelir. Ve o an, geri dönülmezdir. İnci YılmazerDerinliğin Kıyısında