Puan vermedi·360 syf.····Okunma: 03 Mayıs 2025 22:20 ‘’Gerçeği büküp kendine göre uyarlamıştı.’’
Bir labirentin içinde ne kadar gerçek oyunu oynamak gibi hissettiren bir kitaptı.
Tam içinden çıktım diyorsunuz başka bir duvara çarpıyorsunuz. Güven ne kadar doğru bir tercih bu roman için çünkü kimseye güven olmayan bir kitaptı. Kişiler, yerler zamanla sürekli değişip her yaşayanın kendisine göre şekil aldığı bir dünyaya dönüştü. Ne paraya, ne eşe, ne aileye ne de yazara.
Ustaca kurgulanmış bir tanıma romanı aslında. Duyduğunuz hiçbir şeye ilk ağızdan inanmamalısınız. Hatta bazen yaşadıklarınıza da inanamazsınız.
Yaşadığınız bu hayat kimin kurgusu, kimin spekülasyonu?
‘’Gerçeği büküp kendine göre uyarlamıştı.’’
Tüm bölümlerde aslında o dönemin siyasi çalkantıları ve büyük olaylarını okusak da bence asıl mesele insanlığın tüm zamanlarının en büyük problemleri var ve bu problemlerin yegane sebebi: Para.
''Bunca yağmacılık nereden geliyor? Yağmacılıktan. Vaktiyle yapılan arazi hırsızlığından, insan hayatının ve emeğin sömürülmesinden. Tarih boyunca sermayenin kökenini kölelik teşkil etmiştir. Bu ülkenin ve çağdaş dünyanın hali ortada. Kölelik olmasaymış pamuk olmazmış, pamuk olmasaydı sanayi olmazdı, sanayi olmasaydı büyük sermaye olmazdı. En ağıza alınmaz günah en baştan işlenmiş.''
Dünyada bütün kötülüklerin müsebbibi bu görünmez oyunun bazı insanların spekülasyonlarıyla hayatlarımızda hiçte görünmez olmayan zararlar ortaya koyması. Yer yer Ida’nın babasının İtalyan anarşizminin bize hatırlatmaları da buydu.
Yani Ida üzerinden bir siyasi polemik yaratılıyor ancak babasının ve Andrew’in ikilemlerinden aslında insanların nasıl da ne tarafta olursa olsun ister fakir ister zengin ister anarşist ister burjuva günün sonunda konu yine hep aynı yerden çıkıp aynı yere varıyor.
''Hayranlık duyduğu herkes, hayatta olanları da olmayanları da gerçek emekçilerdi.''
20.yy Amerikan rüyasının önce yavaş ve sinsice şişen sonunda patlayan ‘borsa’ balonunun arka planında yaşayan bir ailenin hikayesini okuyoruz.
1929 Buhranından kazançlı çıkmış bir spekülatif zengin ve onun hayatının arka planında gerçeği sadece onun bildiği ve hem çevresindeki insanlar, hem eşini hem de biz okurları manipüle edişi karşısında aslında paranın ne kadar rahat manipüle edilebildiğini ama bu oyunun arkasında hiç de oyun olmayan gerçek insanların heba olduğunu bilmek de bir güven sonu yaşamaya dair.
Kitap 4 ana bölümden oluşuyor.
İlk iki bölüm aslında birbirinden farklı –dikkatli okuyucuların gözünden kaçmayacak şekilde ilintili olacak şekilde- hikayeler anlatılıyor.
3. bölümden itibaren ise asıl hikayeye giriş yapıyorsunuz. Andrew Bevel, kendi hayatını anlattırdığı bir otobiyografi yazdırıyor Ida Partenza’ya.
4. bölüm ise hikayenin olmazsa olmaz sonunu getiriyor. Hikayenin ana karakteri Mildred’in günlüklerinin bir kısmını okuyoruz. Bence tam da yerli yerinde ve fazla olsaydı kör göze parmak sokar gibi okuyucuyu aptal yerine koymadan gerekli ayrıntıları verdiği metinleri yer alıyor.
3 ana karakter Ida'nın babası ve John'u sayarsak iki de esas yan karakter üzerine şöyle bir yazmak istiyorum.
İda Partenza: Okuduğum en gerçek karakterdi kesinlikle. Yalan bir zekayla değil de çok insancıl meziyetlerle donatılmış bir genç kadın.
Mildred Bevel: Okuduğum en olağanüstü zeki karakterlerden biriydi. Eşinin ona olan nefreti daha kitabın başlarında zaten anlaşılıyordu. Kırılgan erkekliğine yenilen bir zengin adam. Karun kadar da zengin olsan o parayı karın üzerinden kazandığında kendini ‘hadım’ hissediyorsun işte. Ahh kırılgan erkeklik ah…
Andrew Bevel: Okuduğum en sıradan zengin erkek. Kendisinden çok daha zeki ve yetenekli bir eşi var ancak onunla gurur duymak, onu desteklemek, bir ekip olmak yerine onu içten içe kıskanıp yok etmek için harcıyor enerjisini. Onun hatırasını değiştirerek gerçeği eğip bükerek kendisine yeni bir gerçeklik yaratıyor.
Her bölümde inandığımız bir değerin biraz daha biraz daha değiştiğini, büküldüğünü, yok olduğunu yeniden ortaya çıktığını görüyoruz.
''Adam az buz değildi. Servetiyle gerçeği çarpıtıyordu.''
Bir gerçek kaç kere değişebilir ki?