‘Sakar’ kalbime bir bıçak sapladı ve aklıma her düştüğünde o bıçağı çevirecek.
Temmuz ayında aldığım ama çok etkileneceğimi düşündüğüm için okumayı hep ertelediğim Sakar’ı daha fazla bekletemedim ve bu sabah okudum. Endişelerimde çok haklıymışım
Ayraç kullanmama bile gerek kalmadan bir oturuşta bitti. Daha ilk cümleden sizi içine çekiyor ve olaylar birbiri ardına dozunu artırarak devam ediyor.
İstenmeyen bir hamilelik sonucunda dünyaya gelen Diana’nın talihsizliği doğar doğmaz başlıyor. Annesi demeye dilimin varmadığı kadın tarafından hastanede terkedilip sonrasında tekrar alınıyor ve olaylar başlıyor.
Genel olarak ebeveyni olacak caniler tarafından sürekli olarak şiddete uğrayan Diana ve onu kurtarmaya çalışan insanlar etrafında dönüp duruyoruz. Bizim ülkemizde de olduğu gibi hep bir ‘delil yetersizliği’ söz konusu ve olan maalesef zavallı Diana’ya oluyor.
Kitabı ağlayarak okudum. Bitirdiğimde artık hıçkırıklara boğulmuştum ve bir süre kendime gelemeyip hayatı sorguladım. Her ne kadar sürekli olarak ailelerimizden, bize neler yapmadıklarından, neleri daha iyi yapabilirlerdi gibi durumlardan dert yansak da sadece sevildiğini hissedebildiğin bir ailede büyüyebilmek bile bir nimetmiş, ben bugün ona şükrettim.
Bizler Diana’nın yaşadıklarını yaşamadan büyüyen şanslı kişileriz ve öğretmenler, sosyal hizmet çalışanları, hakimler, savcılar ya da polisler hangi kesimde olursak olalım bu gibi olaylarla karşılaştığımızda bize büyük bir iş düşüyor ve peşini bırakmadan sonuna kadar gitmemiz gerekiyor. Çünkü bir yerlerde küçücük bir çocuk kendini anne-babasından bile koruyamadan o minik bedeninden çok büyük yüklerin altına girmiş olabilir