·320 syf.··Beğendi
···Okunma: 31 Ocak 2025 02:55 Aşağıda yazmış olduklarım İhsan Oktay Anar’ın asıl kitabı “Puslu Kıtalar Atlası” üzerinedir.
•••
Puslu Kıtalar Atlası, neresinden tutarsak tutalım hep bir yerlerin açıkta kalacağı misali derin bir eser. Dolayısıyla kitabı incelemek, anlatmak, tahlil yapmak epey zor. Tabi bunları yapabilmek için önce kitabı iyi anlamak şart. Fakat kitabı her okuduğumuzda daha derinlerde daha farklı detaylarla karşılaşıyoruz. Çünkü gırtlak dolu bir eser.
Ana temasını “şüphecilik” akımı etkisiyle oturtması; olay örgüsünü yazarın da savunduğu “Yeni Tarih” adı altında postmodern bir çerçevede kurgulaması; dilini Osmanlı ve günümüz Türkçesiyle harmanlayıp kendince argo telaffuzlar ekleyip hikayeye gerçekçilik katması; kahramanların hepsinin enine boyuna işlenmiş olması, hepsinin tarihi bir karakteri yansıtması ve hepsinin hareketlerinin tarihte bir olgulara göndermeler olması; kitabın başından sonuna kadar yakalayabildiklerimiz bir yana belki yüzlerce daha yakalayamadığımız metaforların, parodilerin olması; daha nice felsefi bilgiyi, fiziği, matematiği, geometriyi, tarihi ve kimyayı hikayenin akışına serpiştirmesi ve tüm bunları üstkurmaca tekniğiyle bir sona ulaştırması kolay iş değil. En başta yazdığım cümleye geri döndük: Neresinden tutarsak tutalım hep bir yerler açıkta kalacak.
Dolayısıyla bu eseri enine boyuna incelemekte kolay iş değil. Sanki kendim inceleyeceğim gibi bir giriş yaptım fakat böyle bir işe kalkışmayacağım çünkü kendimi bu kadar yetkin bulmuyorum. Bunun yerine bu kitap üzerinde edindiğim tecrübeyi aktaracağım.
Kitabı 2 kez okudum ve üzerine bu çizgi roman uyarlamasını okudum. Üzerine Bir sürü makale, tahlil okudum ve YouTube’da bu kitap üzerine saatlerce anlatılanları dinledim. Yinede kafamdakileri toparlamak kolay olmadı.
Benim asıl anlatmak istediğim şu: Kitap üzerine yaptığım araştırmalar bana kitaptan çok daha fazla şey kattı. Bilgi bize oturduğumuz yerden gelmiyor maalesef, bizim ona ulaşmamız lazım gerek. Benimde bu kitap üzerine ulaşmak istediğim bilgiler beni edebiyat ve felsefe adına çok ileri götürdü. Öncelikle postmodernin ne olduğunu, postmodern bir eserin nasıl olduğunu öğrendim. Felsefeyi zaten çok seviyor ve üzerine düşüyordum. Çalışıyorken podcast dinleyerek, evdeyken kitap okuyarak, yemek yiyorken video izleyerek kendime bir şeyler kattım. Aradan belirli bir zaman geçtikten sonra kitabı tekrar okuduğumda çok daha farklı şeyler hissettim ve buradan da şu iki klasik sonuç çıktı:
Birincisi, bir kitabı her okuduğumuzda (okumaya değerse) farklı anlamlar ve tatlar çıkarıyoruz.
İkincisi, bazı kitaplar vardır onu okuduğumuzda anlamak veya daha iyi okuyabilmek için konuyla alakalı belirli bir birikime ihtiyaç vardır. Kitap bizden biraz altyapı ister. Bu altyapı varsa kitaptan çok daha keyif ve verim alınır. Eğer altyapı yoksa konuyla alakalı merak olması gerekir ki bizi bu araştırmaya, tekrar okumaya götürür.
Bu anlattıklarımdan sonra şöyle bir finale varıyoruz: Bu kitabı doğru zamanda doğru ilgiyle veya doğru bilgilerle okumak gerekiyor. Mesela, kitap okumaya yeni başladığım zamanlarda bu kitabı okusaydım bana berbat gelebilirdi ki ben kitabı ilk okuduğumda çok tecrübeli değildim ve konusuna meraklı olmama rağmen beni tam anlamıyla mutlu etmedi.
Yine bu söylediklerimden sonra şöyle bir sonsöze ihtiyaç doğuyor:
Bu kitabı beğenmeyenlerin ya merakı yoktur, ya altyapısı yoktur ya da ikisi de yoktur.
Sadece merakı olanlar veya sadece altyapısı olanlar yüksek ihtimalle kitabı derinlemesine değilde yüzeysel okuduğu için sadece beğenirler.
Hem merakı olan hem de altyapısı olanlar ise kitabı bağrına basarlar.
•••
Çizgi roman üzerine de birkaç kelime fırlatmak gereği var.
Bu güzel çizimleri asıl eserin orjinalliğini bozmadan bir kitap haline getirmesi çok başarılı ve güzel olmuş. Bu cümleyi laf olsun diye söylemediğimi kanıtlamak için ‘çünkü’ ile devam eden bir cümle kurmam lazım: Çünkü çizgi roman rajonu gereği olay örgüsünü bozmadan anlatılmak istenen şeyleri diyalog veya monolog halinde anlatmak gerekiyor. Böylesine derin bir eserin bütünlüğünü de diyalog ve monolog içerisinde korumak zor iş. Tabi kitap orijinal halinden buraya gelene kadar üzerindeki meyveleri epey silkeliyor.
Puslu Kıtalar Atlası kitabını okuyanın zaten bayılacağı, okumayanın da sevebileceği ve hatta orijinal baskına teşvik ettireceği bir çizgi roman olmuş. Bayıldım.
300 sayfa, 2000 kadar resim ve 5 sene verilen emek... Sevgili İlban Ertem’e çok teşekkür ederim.