Puan vermedi·184 syf.····Okunma: 05 Mayıs 2025 16:52 Spoiler içerir!
Kitap hiç alışkın olmadığımız bir teknikle yazılmış. Şöyle ki; yazar, bir arkadaşına hayatını roman yapmak istediğini söylüyor ve ondan yaşadıklarını anlatmasını istiyor. Bu arkadaşının adı Sami Baran. Sami Baran kitabımızın da baş kahramanı haliyle. Sami yaşadıklarını anlatıyor yazar arkadaşına ancak bunların bir kısmı uydurma bir kısmı da yaşananlardan farklı şeyler. Yazar, arkadaşının anlattığı bu olayları biraz da edebi bir hale sokarak yazıya döküyor. Sami yazılanları okuduğunda durumun içine sinmemesi üzerine hayatına dair gerçekleri kitabı tamamlayacak nitelikte kendisi kaleme alıyor.
Kitap, yazarın yazdığı bir bölümün ardından Sami'nin yazdığı bir bölüm ve tekrar yazarın yazdığı bir bölüm şeklinde devam ediyor. Sami'nin yazdığı kısımlar "El yazıları" başlıkları altında farklı yazı tipiyle belirginleştirilmiş. Asıl yazarımız Livaneli, kurguladığı bu teknikle hem edebi dilde (yazarın yazıları kısımları) hem de günlük dile yakın bir dilde ( Sami'nin yazıları kısımları) ustalığını sergilemiş. Bu iki kalemden (güya) anlatım tekniğini farklı bulduğumu ve beğendiğimi söyleyebilirim. Ancak bence bu tarz, kitabın/konunun bütünlüğüne biraz zarar vermiş.
Kitapta olaylar başkahramanımız Sami ve onun gibi başka ülkelerden Stockholm'e iltica eden arkadaşları ekseninde dönüyor. Sami psikolojik sorunları sebebiyle Stockholm'de hastaneye yatıyor ve orada Türkiye'den bir bakanla karşılaşıyor. Sami bu bakanı Türkiye'de yaşadığı acılı günlerin ve büyük aşkı Filiz'in başına gelenlerin sorumlusu olarak görüyor.
Sami, hastanede yatmakta olan ve ölmek üzere olan bu yaşlı bakanı öldürme senaryoları kurarak geçirdiği hastane günlerinin ardından taburcu oluyor. Bundan sonrası ise kitabın iki yazarı tarafından iki farklı son şeklinde tamamlanıyor.
Yazar, Sami'nin yaşlı adamı hastaneden kaçırarak gölde boğarak öldürdüğünü yazmış. Bu kısmı okuduğumda gerçekten çok üzülmüştüm çünkü Sami katil olmamalıydı. Geçek ise Sami'nin anlattıkları sonrasında anlaşılıyor ve Sami'nin yaşlı adamı öldürmeyip onu intihardan kurtardığını görüyoruz. Sonrasında ise Sami, Clara ile "Biraz güvenlik, biraz can sıkıntısı" dediği mutluluğu yakalıyor. Memnun edici bir son.
Son olarak Sami'ye "Köpek gibi değil kedi gibi yaşamak" prensibini fark ettiren kedi Sirikit gerçekten var mı yoksa Sami'nin hayalinin bir ürünü mü? Sanırım Sirikit hayal ürünü çünkü Clara da onu göremiyor.