Bir şiir bazen yalnızca okunup geçilen sözcükler değildir. Bir hayata, bir çocukluğa, bir insana, bir doğuya, bir dua’ya açılan içli bir kapı olur. Seyyidhan Kömürcü’nün “sena” adlı şiiri, tam da böyle bir şiir. Okuyup geçemezsiniz. Durdurur. Susturur. Belki de içinizdeki bazı yerleri utandırır. Çünkü içtenliğini bir yerden tanırsınız.
“elim ayağım
günde beş defa hiçbir şey yapmayan biri
ben biraz en üzgün baharatlara fena meyilli
mümkünse haşhaş
yoksa benzeri sözcüklerle de kırabilirim kalbimi”
Bu şiirdeki “ben” çok tanıdık. Sessizce ayakta kalmaya çalışan biri. Belki senin gibi. Belki benim gibi. Kendisini tanımlarken kullandığı her benzetme, bir başka derinliğe açılıyor. Baharatlar birer tat değil artık; birer duygu yoğunluğu, birer yutkunma sebebi.
Şiir, adım adım çocukluğa, doğuya, kadın olmaya, dünyaya inançla bakmanın yüküne iniyor. Ve orada, bir avluda, bir damda, bir çukurdan gözlerini yukarı kaldıran bir çocuk beliriyor.
“dedim belki de bir yutkunma yeriydi hayat
o avlu
o dam
o çocukluk”
Dizeler bizi tanıdık ama zor bir yere götürüyor. Sessizliğin sesiyle büyümüş insanların dünyasına…
“ben iyiyim de burası doğu
ben iyiyim de çevrem kötü diye tarif edildiğim her yerde”
Coğrafya burada yalnızca bir yön değil; bir yük, bir tanım, bir eksiklik gibi. Bazen insanın iyiliği bile yetmez anlatmaya. Şiir bu duyguyu öyle sade taşıyor ki, yalnızca anlamıyorsunuz; hissediyorsunuz.
Ve bir yerde beni olduğum yere zincirlemişçesine şöyle diyor:
“bir ömür ağrıma gitse de dünyadan oluşmuş harfler
yarım dalgın ve kusurlu geldim ben buraya
günde beş defa hiçbir şey yapmamaktansa
kalıp sana baktım
kalıp sana bakmak oldu dünya
baharatları tek tek
zamanın bizi nasıl terlettiğini tane tane
dünyaya inanmış bir yüzü üzgün üzgün anlattım sana
dedim belki de bir yere üzgün üzgün bakmaktır dünya”
Bir yere üzgün üzgün bakmak… Belki de dünya bu kadar. Ne fazlası, ne eksiği. Kalbinde yer etmiş biri, bir yer, bir bakış varsa, sen de bu cümleyi anlayabiliyorsun.
“gördüm
nereye gitsem ben dik gölgem kamburdu bu dünyada”
Ve sonra, en sade, en yalvarır cümle gelir:
“yalvarırım beni dünyaya bulaştırma”
Sena, dünya hızla dönerken birinin içini yavaşlatması gibi bir şiir. İçindeki her şey tane tane, sessizce anlatılıyor. Ve her şey bittikten sonra, şiirden geriye yalnızca bir bakış kalıyor.
Üzgün. Yavaş. Derin.