[Doğu'nun Doğuşu Batı'nın Batışı Küresel Güç Dengelerinin Kayması ve İslam Dünyasının Kaderi, Dr. Muhammed B.El-Muhtar Eş-Şankiti MANA YAYINLARI 96 sayfa,]
Kitap Hakkında: Kitabı okuyunca bende oluşan his hep içimize bakarak önümüzü göremez olduk. Siyasi depresyon kuşatılmayı da beraberinde getirebilir. Siz içinizle oyalanırken birileri sizi kuşatmış, evsiz ve yurtsuz bırakabilir. Siyasi Coğrafyanın, jeopolitiğin önemini iyi kavramak gerekiyor. Kitapta da geçtiği üzere “Öngörülebilir gelecekte İslam dünyasının kaderi, içindeki siyasi ve kültürel elitlerin şu anda yaşanan uluslararası güç yer değiştirmelerini iyi kavramalarına ve onlara karşı derin bir siyasi bilinç ve ince bir stratejik hassasiyet geliştirmelerine bağlıdır."s.96.. Kitap gayet anlaşılır bir dilde kaleme alınmış rahatlıkla herkes okuyabilir
Kitabın tanıtım yazısı
Bu çalışma, uluslararası sistemdeki ağırlık merkezinin jeopolitik bakış açısından Atlantik Batı'dan Avrasya ve Asyatik Doğu'ya kayması fenomenini ele almaktadır. Ve bu kaymayı, büyük kara güçleri ve deniz güçleri arasındaki tarihi çekişme bağlamında dile getirmekte, egemen güçler ile yükselmekte olan güçler arasındaki ilişki denklemini incelemektedir. Çalışma aynı zamanda İslam dünyasının uluslararası güç dengelerindeki bu kaymayla ilgili konumuna değinmekte, siyasi bir bilinç ve stratejik bir kaygı ile bu meydan okumayla yüzleşmek hususunda motive etmeye sevk etmek hedefi taşımaktadır.
Kitaptan seçkiler
"Günümüzde işaretlerini görmeye başladığımız Doğu'nun doğuşu ve Batı'nın batışı, İslam dünyasının doğuda ya da batıda konuşlanmayacak olan ve büyük kara güçleri ile büyük deniz güçleri arasında yeni bir çatışma alanına dönüşme tehlikesinden uzak, uluslararası bir İslami güç oluşturmak suretiyle öz bağışıklık inşa etmeye başlamasını zorunlu kılmaktadır. Bu öz bağışıklığı oluşturmaksızın ve stratejik irade birliği gerçekleştirmeksizin İslam dünyası, İngiliz siyasi coğrafya uzmanı James Fairgrieve'in (1870-1953) tanımladığı gibi, doğu ve batı güçleri arasında bir "çarpışma bölgesi" (Crush Zone) olarak kalacaktır. Bu terim büyük kara güçlerinin ve büyük deniz guclerinin akın ettiği dünyanın kırılgan bölgelerini tanımlamak için kullanilmaktadir"s.72
Huntington, bu stratejik zafiyet halinin, Osmanlı İmparatorluğu'nun yirminci yüzyılın başında Avrupalı sömürgecilerin elinde parçalanmasından bu yana devam ettiğini de belirtmiştir. Böylece "Osmanlı İmparatorluğu'nun sona erişi, İslam'ı bir merkez devletten yoksun bıraktı... Çünkü, 20. yüzyılın büyük bir bölümünde hiçbir İslam devleti, İslam medeniyetinin lideri olma rolünü üstlenecek ve gerek İslam ülkeleri tarafından gerekse gayrimüslim toplumlar tarafından kabul görecek yeterli güce, kültüre veya dini meşruiyete sahip olmamıştı"s.64
İslam dünyasının içinde barındırdığı bu muazzam potansiyel, insanlarının geleceğini mahvedecek işlerde heba edilmiştir: Bu da, ya bölge halkları arasındaki, halkının açgözlü uluslararası güçlerin mücadelesinde yakıta dönüştüğü, kanları ve mallarıyla ağır bedeller ödediği gereksiz savaşlarda, ya da halkın dertlerini umursamayan, İslam medeniyetini yeniden inşa etme ve yükselmekte olan milletler arasında İslam milletlerinin de yerini alması hevesini taşımayan zalim ve yozlaşmış rejimlerin baskısı altında gerçekleşmiştir.
"Orta Doğu ayrıca dünyadaki çoğu ülkenin ticari ulaşım ve askeri hareketlilik için bel bağladığı en önemli deniz boğazlarını (İngilizce terimle, denetim noktalarını) içermektedir. Bunlar: İstanbul Boğazı, Çanakkale Boğazı, Süveyş Kanalı, Babü'l-Mendeb ve Hürmüz Boğazı'dır. İslami harita üzerinde daha geniş bir açıdan bakarsak, Güneydoğu Asya'daki Malakka Boğazı'nı ve Kuzeybatı Afrika'daki Cebelitarık Boğazı'nı da ekleyebiliriz (Harita 5). Böylece, dünyadaki en önemli sekiz deniz boğazından yedisinin İslam dünyasında bulunduğunu görmekteyiz; yalnızca Amerika kıtasının güneyindeki Panama Kanalı coğrafi açıdan bu saydığımız dinamik stratejik ların dışında kalmaktadır."s.59
"Mearsheimer 2010'dan beri sanki burada, Çin ile İran arasında 2021'de imzalanan ve çeyrek asır boyunca geçerli olacak olan, askeri alan da dahil olmak üzere her alanda stratejik iş birliğini içeren "Kapsamlı Stratejik Ortaklık" anlaşmasını önceden haber vermektedir.46 Mearsheimer ayrıca “Çin ile Orta Doğu'yu birbirine bağlayan deniz hatlarının",47 özellikle Çin'in uluslararası ticaretinin can damarı olan Malezya, Endonezya ve Singapur'u ayıran Malakka Boğazı'nın, ABD ile Çin arasındaki çatışma cepheleri içinde yer alacağını öngörmüştür. Bu nedenle Çinli stratejistler her zaman "Malakka meselesi" hakkında konuşmaktadırlar.48 Mearsheimer'ın en kıymetli gözlemleri ise, bizi İslami siyasi coğrafyanın kalbine yaklaştırdığı yerde göze çarpmaktadır"s.36