Kitabın ilk sayfalarından itibaren, Mark Watney’nin Mars’taki yalnız mücadelesi beni öylesine içine aldı ki, kendimi Kızıl Gezegen’in tozları arasında yürürken buldum. Kitabı okudukça, hayalimde kurduğum o Mars manzarasının bir gün ekranda can bulacak olması fikri beni heyecanlandırıyor. Filmini izlemek için sabırsızlanıyorum.
Kitabın bazı bölümleri yalnızca yapılan işlemlerin teknik açıklamaları gibi görünse de, beni en çok etkileyen şey tam da bu oldu. Kimya, biyoloji, fizik... Derslerde gördüğüm pek çok konuyu bizzat yaşamın içindeymiş gibi örneklerle görmek; bilgiyle kurgunun bu kadar ustaca harmanlanması, hem eğitici hem de sürükleyici bir deneyim sundu.
Okurken hem güldüm, hem düşündüm, hem de öğrendim. Marslı, sadece bir bilimkurgu romanı değil; insan zekâsının, mizahın ve hayatta kalma arzusunun birleşiminden doğan eğlenceli ve öğretici bir yolculuk. Kitap bitince bir boşluk hissettim — keşke biraz daha devam etseydi dedim.