Elinizde tuttuğunuz o 700 sayfalık dev eser bir anda tükeniyor, sanki yetmemiş gibi... Kitabı övmek için ne kadar kelime sarf etsem de, ne desem yetersiz kalacak; çünkü Rüzgarın Adı ancak okunarak, yaşanarak anlaşılabilecek bir hikâye.
Bu kitap bir anlatıdan çok daha fazlası. Büyülü bir atmosferde şekillenen, sözcüklerin müzikle harmanlandığı, bilgiyle ve gizemle dokunmuş bir dünya sunuyor bize. Ve bu dünyada, sırlarla örülü hayatını anlatan Kvothe’un sesi öylesine güçlü ki, lavtasının tellerine dokunduğu her anı neredeyse işitiyor gibi oluyorsunuz. Hissedilen tek eksiklik, onun çaldığı ezgileri gerçek anlamda duyamamak oluyor.
Fantastik edebiyatı seven herkes için Rüzgarın Adı, okuma listesinin en başına yerleşmesi gereken bir başyapıt. Patrick Rothfuss’un kalemiyle tanışan herkes, bir anlatıcının nasıl büyü yapabileceğini bizzat deneyimlemiş olacaktır.