Puan vermedi·160 syf.··
2025 32. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2025 23:42
Merhaba sevgili Opiaalar okuyucuları, Bugün sizlerle, Türk edebiyatının edebi kalemlerinden Bilge Karasu'nun Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı adlı eserini inceleyeceğiz. Öncelikle, postmodernizmin etkin yazarlarından olan Karasu’nun bu metinde insana, varoluşa ve topluma dair düşüncelerini bir keşiş üzerinden aktardığını göreceğiz. İnsanın yaratım sürecini düşündüğümüzde; Tanrı, insanı kendindeki insan fikrine göre var eder. Bir nesne ancak özüne uyduğunda gerçek anlamda var olur. Yani, varoluş içten gelen sancılı bir süreçtir. Ana karakterimiz Andronikos, Tanrı’ya ve kendi iç dünyasına dair inançlarını sorgulayarak her şeyi arkasında bırakır ve yürümeye başlar. Bu yürüyüş, kolektif bilinçten çıkıp öze dönüş arayışıdır. Topluma olan güvenini yitirmiş karakterlerin çıktığı bu yolculuk, üç keşişin ruhsal çözülmeleriyle şekillenir. Ancak bu üçlünün huzursuz ve kuşkucu halleri, bir ölüm tedirginliğinin izlerini taşır. Özellikle Andronikos ve Iaokim’in temel sorunu, benlik algısıdır. Bu benlik kaygısı, metaforlarla örülmüştür. Ölüm, yaşam ve Tanrı; iç içe geçmiş olimpiyat halkaları gibi sunulur. Karasu, eski öğretilerin sorgulanışını bir "köle-efendi" motifi üzerinden işler. Bu motif, sistemlerin korku ve ahlak üzerinden nasıl şekillendiğini de gösterir. Kitapta beni en çok etkileyen motiflerden biri "tilkicik" motifiydi. Bu motif hem vicdanı hem de insanın hayvansal dürtülerini, yani Freud’un "id" kavramını simgeler. Tilkinin açlığı, susuzluğu, itaate ve sevgiye olan yakınlığı; insanın en alt katmanlarındaki arzuların bir yansıması olarak verilmiştir. Üç hikâyeden oluşan bu eser, postmodernizmin edebiyatla buluştuğu güçlü örneklerden biridir. Hatta postmodern okumaya alışmak isteyenler için oldukça yerinde bir başlangıç olabilir. Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı’nda üç keşişin yaşamı anlamlandırmaya dair üç farklı tercihi ilk dikkati çeken unsurdur. Üçü de benlik arayışı içindedir. Bu arayışta hem kendilerini hem de ölümü sorgularlar. Resimkırıcılık döneminde geçen bu hikâyelerde, geçmiş yaşamlar ve suçluluk duygusu ile hesaplaşma öne çıkar. Andronikos’un pasif öfkesi onu sadece sorgulamaya değil, aynı zamanda maceraya da iter. Ancak bu yolculukta yalnız zihinsel değil, bedensel bir dönüşüm de gerekir. Bu, onun için bir isyan hâlidir. Karasu; yol, yolcu, erdem, hakikat ve inanç gibi kavramları hem kahramanlar hem de zamanla iç içe geçirerek sunar. Dili ağır, katmanlı ve sahicidir. Kelimeler öylesine değil, bir nizam dahilinde seçilmiş gibidir. Zaman olgusuna gelince... Zaman, kitapta sıçramalarla akarken kendi ritmini yaratır. Karasu’nun bu dans eden zamanı, okuru metnin ruhuna daha da çeker. Keşke her sayfasını sizlere okuyabilsem dediğim bu eser hakkında siz ne düşünüyorsunuz?
Uzun Sürmüş Bir Günün AkşamıBilge Karasu · Metis Yayınları · 20192,175 okunma
·
66 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.