Açıkcası uzun süredir okumaya yeltendiğim bir eserdi. Özel bir özen göstermek istiyordum. Ana karakter kadındı, ruh tahlilleri vardı.
Kitabı yavaş yavaş ama uzun süre sıkılmadan okudum. Suat Derviş'in ruh tahlillerine alkış tutmaktan başka diyecek bir şey yok. Aldatmanın, aldanmanın, aldananın, aldatanın kısacası bir ihanetin anatomisini çıkarmış. Bunu farklı yönlerden görmek gercekten hoş bir gözlemdi. Çoğunlukla tercih edilenin aksine yerden yere vurulmamış ya da güzellenmemiş sadece sunulmuş bir vaka gibi anlatılmış ihanet üçgenin her bir üyesi tarafından. En çok da Celile ve toplum baskısı gayet güzel aktarılmış.
Buraya kadar her şey güzel. Celile, çocukluğu evlilik yılları, ihanet günleri gayet güzel akıcı şekilde aktarılmış. Gel gelelim bence bunaltan kısımlar da yok değil.
Kurgunun oldukça zayıf kaldığı bir roman olmuş. Öyle ki bence anlatıların zenginliği ve akıcılığı dahi bu eksikliği kapatamamış. Kurgu bir yere bağlanmıyor gibi havada kalırken, duyguların betimlemelerinde de tam tersine aşırı kesinlik olması, hayale yer bırakmayacak kadar ayrıntılı ruh hali betimlemeleri bazen okuyana kendini kısıtlanmış hissettirebiliyor. Yüzlerce sayfada Ahmet, Celile ve Muhsin'i iliğine kemiğine kadar tanıyıp topa girmek isterken kendimizi diyalogdan olaydan ziyade yine içsel karmaşaların sayfalarca anlatımının icinde kaybolmuş halde buluyoruz. Belli bir yerden sonra karakterler kendi içine içine konuştukça okuyucu olarak kendimi o kadar uzakta hissettim ki adeta karakterlere yabancılaştım. Yani azı karar çoğu zarar diye boşuna dememişler.
Kesinlikle okunması gereken bir kitap mı? Özellikle anlatım tarzı açısından okuyana çok şey vereceği kanaatindeyim. Ama sonuna kadar sizi sıkmadan yakalar mı? Sanmıyorum.