Bu kitap hakkındaki düşüncelerimi tek bir cümleyle özetlemem gerekseydi eğer bu: “Kafamı karıştıran, beynimi sulandıran, her şeyden ve herkesten şüphe duymama neden olan ve daha önce bir eşine daha rastlamadığım ince düşünülmüş bir paradoksal cinayet kurgusuydu,” olurdu. Şimdi böyle deyince bir halt anlaşılmadı, değil mi? Yani söylemek istediğim şey şu ki hayatımda karşılaştığım en karmaşık kitap buydu ve polisiye türünde yazılmış olması da, inanın, işimi hiç kolaylaştırmadı. Ama detaylar o kadar iyi düşünülmüş, katil öylesine iyi saklanmış ve her şey, tüm küçük ve büyük detaylar birbirine o denli iyi bağlanmıştı ki okuyup bitirdikten sonra ağzım beş karış açık kaldı.
Yazara, gösterdiği tüm çabalarına, sarf ettiği efor ve hayal gücüne, son olarak da yazmak için harcadığı zaman karşısında elde ettiği bu muazzam sonuca şapka çıkarıyorum.
İnanın bu öyle bir cinayet romanı ve katili bulmak o kadar zor ki bunu başarabilmek için deveyi hendekten değil de hendeği deveden atlatmanız gerekiyor; bunun ne kadar imkânsız olduğunu anlamışsınızdır herhalde. Ha, belki bir ihtimal atmasyonu çok kuvvetli biri çıkıp da katili doğru tahmin edebilir fakat ona katilin nedenini ve tüm bu cinayeti nasıl işlediğini soracak olursanız hayatta doğruyu söyleyemez; çünkü hiçbir şans onun bunu bulmasını sağlayacak kadar yardımsever değildir.
Şimdi eminim ki diyorsunuz, bu salak niye bu kadar abarttı kitabı? İçinde en fazla ne olabilir, hepi topu bir kitap sonuçta. Nah bir kitap. Öhm, neyse… Demek istediğim şey şu: Bir şeyin iyi, hatta mükemmel olması için upuzun, böyle destan gibi olması gerekmez. Şekil A’da gördüğünüz üzere (ki okumayanlar henüz göremedi), yeterince iyi bir altyapı ve kurguyla az ama öz harika işler yapılabilir. Yıkın şu önyargılarınızı artık lütfen. Bunu daha iyi anlayabilmeniz için konusundan biraz bahsetmek istiyorum.
Düşünün, aynı günün içine sıkışıp kaldınız ve gözlerinizi açtığınız her yeni seferde bir başkasının bedeninde buluyorsunuz kendinizi; 8 kez bunu yapma hakkınız var, yani 8 konağa sahipsiniz. Gerçekte kim olduğunuzu ya da böyle bir yerde ne işiniz olduğunu bilmiyorsunuz ama sizden, verilen bu süre zarfında intiharmış gibi gözüken bir cinayeti çözmeniz isteniyor; yoksa asla bu lanet yerden kurtulamayacaksınız ve zamanınız bittiğinde hafızanız silinmiş şekilde her şeye yeniden başlamanız gerekecek. Bu görevde size yol gösteren, veba maskesi takan bir adam ve amacı sizi ve konakçılarınızı öldürmek olan Ayakçı denilen bir manyak var; ha, bir de kendinizle ilgili her şeyi unutsanız dahi ilk uyandığınızda adını hatırladığınız ve sizinle aynı göreve sahip bir kadın da bulunuyor. Aslında malikanede sizin dışınızda bu görevi alan iki kişi daha var: Biri adını hatırladığınız Anna, diğeri ise kimliği meçhul ve maskeli adam, yani nam-ı diğer Salgın Doktoru. Size bunun bir yarış olduğunu ve cinayeti çözüp kanıt getiren ilk kişinin sadece buradan kurtulabileceğini söylüyor.
Ne kadar basit, değil mi? Bir de siz bu 8 gün boyunca yaşananları, katili, onun planlarını ve tüm bu olayların arka planını görün. Yazar, sen nettin; senin ben kalemine kurban.
Övme faslını daha bitirmedim aslında ama her şeyi anlatmam mümkün değil zaten ve yazdıkça spoiler verme olasılığına göz kırpıyorum. O yüzden hadi konu değişikliği yapıp az da gömelim; gerçi gömecek kötü bir tarafı yok kitapta, sadece okumanızı zorlaştırabilecek birkaç husustan bahsetmek istiyorum. Bende birazcık öyle oldu da.
Her şey iyi, güzel, hoştu da hikâye o kadar karmaşıktı ki bir noktadan sonra anlamakta zorlandığım her yeni şeyle birlikte “Eh babam, buyur sen de gel; zaten sen eksik kalırsan ağlar Evelyn arkandan sonra,” falan demeye başladım.
Bir de romanı okurken yüksek ihtimalle fazla maruz kalmaktan ötürü gizem komasına girebilirsiniz. Her şey gizli, her şey saklı anasını satayım; bir şeyi de olduğu gibi en başından şöyle mala anlatır gibi anlatsalar zaten ölürdüler. Şaka bir yana, tüm bunlar gerçek. Hatta artık kitabın sonunda tüm cevapları alacağım diye çatladım beklerken ve o noktaya ulaşana kadar pek çok kez “Acaba hiç uğraşmasam mı ya? Sanki biri beynimi parmaklıyor gibi hissediyorum, bende akıl falan kalmadı artık,” diye düşünerek vazgeçmenin eşiğine geldim.
Ama bir döngüde yaşanan olayların, ondan önceki ve sonraki seferlerle birbirini nasıl tamamladığı; karşımıza çıkan ve gözümüze önemsiz gözükse bile aslında çok büyük bir öneme sahip olan kararlar ve onları veren karakterler; bir noktadan sonra her şeye bir narkotik köpeğinin hassasiyetiyle yaklaşarak ayrıntılar arasındaki o bağlantıyı yakalamanın ve resimleri kendi başınıza tamamlayabilmenin verdiği haz; ve katilin kim olduğunu öğrenip nihayet onu Allah’ına kavuşturduğumuz o muzaffer son derken bir bakmışsınız ki kitap bitmiş. Tabii biter, böyle kurguya can minnet.
Polisiye seven, acayip cinayet kurguları okumak isteyen, kendini suç mahalli araştıran dedektiflerden biri olarak hayal eden ve katille elim sende oynayacak kadar sağlam bir mentaliteye sahip olan herkes buyursun gelsin; Evelyn Hardcastle’ın Yedi Ölümü kesinlikle okunmaya değer bir kitap.