Puan vermedi·464 syf.····Okunma: 08 Mayıs 2025 13:20 Victor Hugo, bu romanında betimlemeleriyle adeta Yaşar Kemal’e rahmet okutuyor.
Ahtapotun, Gilliatt'ın bedenini sarmasını biraz da cimri davranarak sekiz sayfaya sığdırmış. Ahtapotun fizyolojik yapısını, çeşitli kültürlerde ahtapot figürünün neyi temsil ettiğini, mitolojik önemini; nasıl piştiğini, ızgara, haşlama ya da salata olarak servis edilebileceğini anlatmadan geçmemiş, sağ olsun. Ancak Gilliat’ın büyük bir cesaret ve zekâyla onu bıçakla öldürmesi bir sayfa ya sürdü ya sürmedi.
Hikâyeye geçecek olursak; Gilliat bir sevda uğruna koca gemiyi kurtardı. Fakat, Deruchette rahiple birlikte gitmeyi seçti. “Deruchette’in yaptığı da iş miydi yani şimdi?” diyecek olabilirsiniz. Hatta Deruchette'e kızmak isteyebilirsiniz ama kızamazsınız da.. Bir kızın eşya gibi ödül olarak ortaya konması, onun da hiç kimseyi ve hiçbir şeyi umursamadan kendi yolunu tercih etmesi takdir edilesi. Normlara da sessiz bir başkaldırı aslında. Çünkü zor olanı yaptı. Hak vereceksiniz ki, Victor Hugo'nun çizdiği tablolar tam da bunu amaçlıyor aslında. Diğer romanlardaki gibi tek boyutlu kahramanlar ya da kötü karakterler yok romanlarında. Hayatın karmaşıklığı içinde kararlar alan insanlar sunuyor hep bize.
Gilliatt’ın fedakârlığı ise romanın trajik doruk noktasıydı. Gilliat, sevdiği kadını elde etmek için değil, onun mutluluğunu sağlamak için çabaladı. Her yiğide nasip olmaz. Klasik “aşık” figüründen çok daha fazlasıydı. Onurlu, adanmış ve duygularının ötesine geçebilen biri.
Güle güle Martin Eden'in büyük kankisi, güle güle..