·96 syf.····Okunma: 10 Mayıs 2025 12:18 Martı Jonathan livingston, bir fabl örneği ama içerigi tamamen bir öğreti: Yaşamın anlamı ( sınırlar, özgürlükler, kendini bulma baglamlarinda)
Yaşamın anlamını arayanlara, kendine konulan sınırları kabul etmeyenlere , ben kimim ? Sorusuyla kendini tanımak isteyenlerin kitabı Martı Jonathan.
Yaşamak nedir sizce ? Toplumun kabulleri üzerine kurulan, senin nasıl yaşaman gerektiğini dayatan kabullerin dogrulugunu sorgulamana bile izin vermeyen , sorguladiginda sistemin dışına çıkartan , yalnizlastiran, dışlayan bir anlayisin içinde varolmak mi ? Bu sınırların içinde yaşamak kavramından bahsedebilir miyiz ve aynı zamanda özgür olduğumuzu söyleyebilir miyiz? İşte bütün bu sınırları aşan, mükemmelliğe ulaşan, özgürlestiren bir ruhun peşinden giden, öğrenmeyi tutkuyla seven bir ruh halinin yaşamın ta kendisi olduğunu iddia eden bir eser.
Günümüz kavramlarından midfullnes ya da anda kalmayi mukemmellik ile açıklaması çok ilgi çekici. Mükemmelliğin çalışmakla ancak (bir farkla) anda calismak, anda yorulmakla olacagini görüyor. Bu çok önemli bir detay mükemmelliği "an" ile buluşturmak. Bu kendi potansiyelimizi bulmanin anda kalmak ile mümkün olacağı anlamına geliyor. Kitapta şöyle geçiyor: "Kural; gerçek doğasını , zaman ve mekânın otesine geçtiği zaman yaşayabileceğini bilmesiydi." Zaman ve mekanı aşmak...
Diğer önemli bir detay olduğunu düşündüğüm "Yanlış anlasilmanin sonucu, ya şeytan olmalısın ya da Tanrı. " İfadesinin yer aldığı bölüm. Toplum ortalamasının önüne gectiginde, farklı göründüğünde, o sınırları aştığında toplum seni idealize edip ya kutsallastirir ya da seytanlastirir. Bu nokta üzerinde fazlasıyla konuşulmayi hakediyor.
Bu kutsallastirma o kadar tehlikeli ki kişiyi eyleme geçmekten kendi olmaktan alikoyar. Belki de insanın kendi doğasina doğru meyletmesini sağlar. Kitapta dediği gibi "toplum güven ister, özgürlük degil". Martı Jonathan yolunu takip edip uçmaya heveslenen martı sürüleri bir süre sonra uçmaya hevesleri kalmamıştır ve Martı Jonathan i kutsallastirmis ona ritüeller oluşturmustur. ''ucmanin ruhunu ritüellerle öldürürler." diyordu yazar. İşte olanda buydu. Martı Jonathan öğretisi bir rituele donusturulup kutsallastirildi. Artik bir kutsal masala dönüştü. Peki bu aşamadan sonra ne olur? Uçma tutkusu yerini anlatilara birakir. Bakiniz eylem (uçma isteği) yok oldu. Peki ya sonra?
Çoğu martı sürüleri bu masala inansa da yeni Martı Jonathan lar çıkar. Bu masala inanmaz, sorgular, sınırlarını aşmaya çalışır. Tıpkı Martı Antony gibi. Şurası bir gerçek görünüyor ki yüzyıllardır ayni döngü devam ediyor : toplumsal kabullerin, sınirlarin insanların yeteneklerini ve potansiyellerini görmeyi engelledigi... Bunun dışına çıkan kişilerin de otekilestirilip yalnizlastirildigi. İnsan neden bu sınırları aşmak istemiyor ? Sorusunun farklı pek çok yanıtlari var. Eğer bu yanıtlar üzerinde durmazsak ve soruyu boş bırakırsak aynı döngünün bir parcasi olacağız.
Eminim bu kitap birçok okuyucuya kendileri için bir adım atmaları ve o döngüyü kirmalari için bir ilham olmustur. Bu kitabi hediye eden ve notuyla neden bu kitabi hediye ettiğini anladığım kıymetli ve canım Gülçin öğretmenim beni çok duygulandırdın ve iyi ki varsın