Gölgemi aldım yanıma, zaten yanıma almak istemesem de o mecbur benimle. Kavga ederek, onu görmezden gelerek, bastırarak gölgeyi yok etmek isteyenler; boşa çaba...
Nedir gölge? Hepimizde var olan ama vitrinimizde görünmesini istemediğimiz, içimizde en derine gömdüğümüz ve/veya gömmeye uğraştığımız yanlarımızdır. Bu kısa ve basit bir tanımıdır.
Bir çocuk ne olduğunu, ne olması ya da olmaması gerektiğini anne babasının geri dönüşlerinden yola çıkarak öğrenir. Öfkeli bir çocuğa, "çok ayıp!" dediğinizde bu çocuk öfkenin kötü bir şey olduğunu öğrenir. Fikrini beyan ettiğinde "öyle her şeye atlama" dediğinizde, fikrini söylemenin yanlış olduğunu öğrenir. Oyuncağını bir başkasıyla paylaşmak istemediğinde "bencillik yapma" dediğinizde, kendine ait olan bir şeyi paylaşmak istemediğinde suçluluk hisseder.
Bu ve buna benzer bir sürü geri dönüşlerle büyüdük. Bir çocuğun hayal kırıklığı, öfke, kaygı gibi regüle edemediği bir sürü duygu vardır; bunları yönetmeyi ebeveyninden öğrenmesi gerekir ama ebeveynler genelde bu duyguları kendileri de regüle etmeyi bilmediklerinden dolayı çocuğu susturmaya, ayıplamaya ya da bir yiyecek, şeker vererek sakinleştirmeye çalışırlar.
Çocukken bir bütün olarak (iyi ve kötü yanlarımızla -ki çocuk bunları iyi ve kötü olarak tanımlamaz) kendimiz olduğumuzda, ebeveynlerimiz tarafından susturulduysak, baskılandıysak, ayıplanıp utandırıldıysak, tamamen kendimiz olmanın kötü bir şey olduğu mesajını alırız ve böylece başlarız kendimizi şekillendirmeye. İyi yanlarımızı parlatır, kötü yanlarımızı sandıklara kilitleriz. Hiç bizde kötü bir yan yokmuş gibi etrafı kandırırken zamanla buna bizde inanırız.
Oysa insanın iyi ve kötü yanı bir paranın iki yüzü gibidir. Bir tarafı buruşturup attığımızda diğer taraf da atılmış olur. Gölge istenmeyen çocuğunuz gibidir; onunla görünmekten, onunla anılmaktan kaçarsınız, utanırsınız ama o peşinizi bırakmaz. Gölgenin tek istediği şey sizin tarafınızdan görünmek ve kabul edilmektir. Tıpkı hepimizin küçük bir çocukken görülmek, duyulmak istemesi gibi. Siz onu görmezden geldikçe o sesini daha da yükseltir.
Dışarda kınadığımız, ayıpladığımız, bizi öfkelendiren her şey bizde de mevcuttur ama kabul etmek istemeyiz, ki zaten bunun için büyük reaksiyonlar veririz.
Kibirimizi fedakarlığın arkasına saklarız, bencilliğimizi vericiliğimizin arkasına saklarız. Bizi utandıran her şeyden saklanabileceğimiz bir kılıf muhakkak buluruz.
Herkes her şeyi kendi için yapar, 'senin iyiliğin için' diye söylediği şeyleri bile... İnsan özünde kendi işine yaramayan hiçbir şeyi yapmaz. Bu durumu fedakarlığın, iyiliğin, cömertliğin arkasına saklanarak yapmayı da küçük yaşta ebeveynlerinden öğrenir. Bu gerçeğe karşı çıkan kişi ise bilinç dışındaki kendisiyle henüz karşılaşmamış demektir ki zaten muhtemelen hayatının içindeki tüm çabası da bu yüzleşmeden kaçmak içindir.
Gölge pes etmez; siz tükenirsiniz, depresyona girersiniz, hasta olursunuz ama gölge sesini duyurmadan sizin peşinizi bırakmaz. Zamanında ebeveynlerinizin kabul etmediği o bütünlüğünüzü kabul etmeniz için elinden geleni yapacaktır. Kendinizi iyi ve kötü yanlarınızla kabul edene kadar, neyi niye yaptığınızı gerçek anlamda görüp kavrayana kadar yaşayacağınız tek şey kendinizle içsel olarak çatıştığınız, karmaşa dolu bir hayat olacaktır.
Bu muhteşem kitap birçok makaleden oluşan, gölgemizin niye var olduğunu, amacının ne olduğunu bize göstermeyi hedefleyen harika bir rehber. Kendiyle yüzleşmekten korkmayan herkes muhakkak okumalı.