Hayatının çoğu düşünmek ile yazmak ile geçen anlatıcı (Kazancakis), Zorba ile tanışıyor. Zorba onun hayattan ıskaladığı tüm şeyleri yapan bir kişi; yemeğini tadını, lezzetini alarak yiyor, bedeniyle, düşünceleriyle kendini tamamen işine vererek çalışıyor, dans etmeyi seviyor, dans ederek konuşabiliyor, müziği seviyor, Santur çalıyor. Kendinde eksik olan her şeyi mutlu şekilde yapan Zorba anlatıcımızı çok etkiliyor. Hayatın tadının anda kalarak çıkacağını görüyor yazar.
Zorba ile tanıştığında Buda ile ilgili bir çalışma yapıyor anlatıcı. Önsöz'den Buda'nın da Kazancakis'i çok etkilediğini öğreniyoruz. Buda ile Zorba ilişkisini düşündürdü kitap bana ama çok bu ilişkiyi anlamlandıramadım. Buda'yı çok iyi bilmediğim için olabilir.
Buda’yı biraz öğrenmem iyi olabilir. Chapgpt’ye bu ilişkiyi sorduğumda, şöyle bir cevap aldım: “Buda'nın öğretilerinde de içsel huzur ve kaçış arayışı var. Ancak Zorba daha çok bedeniyle ve dünyayla tam bir bağ kurarak yaşarken, Buda daha çok zihinsel ve manevi huzuru vurgular. Bu iki yaklaşım, hem dışarıya yönelik hem de içsel bir huzur arayışını simgeliyor olabilir. Buda'nın etkilendiği şeylerin bir kısmı, Zorba'nın daha dünyasal ve neşeli bir şekilde hayatı kucaklayışında görülebilir, ama ikisi de insanın içsel boşluklarını doldurma çabasında farklı yollar izliyorlar.”
Kazancakis bu iki farklı yolu da bize hatırlatıyor. Yazarın bu kitabı yazarken kendi hayatını sorguladığı bir döneminde olduğunu düşünüyorum. Zorlu bir coğrafyaya sahip Girit’te geçiyor kitap. Kitabı okurken Girit’e gitmek istedim.
Kitapta iki kadın karakter öne çıkıyor. Dul Kadın ve Madam Ortans. Dul Kadının öldürülmesi ve Madam Ortans’ın ölüm yatağındayken, çevredekilerin onun eşyalarını yağmalaması bölümlerini okuduğumuzda insan oğlunun ne kadar acımasız olabileceğini tekrar görüyoruz. Zorba’nın kadınlara karşı biraz aşağılayıcı ifadelerle yaklaşması nedeniyle, kitabı sevmediğini belirten çok kişi var. O dönemdeki kadına yaklaşım böyle olduğu için, dönemsel bir yaklaşım gibi değerlendirip takılmayanlar da var. Ben de takılmadım. Dönemsel olduğu için değil. Yazar bize ne demek istiyor diye meraklandığım için. Kadın konusuna takılmamayı seçtim.
Zorba’nın söylediği sözlerden biri de şuydu: “Vatandan kurtuldum,” dedi, “papazlardan kurtuldum, paradan kurtuldum; silkiniyorum. Silkindikçe de hafifliyorum. Nasıl söyleyeyim sana? Kurtuluyor, insan oluyorum.”
Ve birkaç satır aşağıda şöyle devam ediyor:
“Bir zamanlar diyordum ki: Bu Türk’tür, bu Bulgar’dır ve bu Yunan’dır. Ben, vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim... Neden? Çünkü bunlar Bulgar’mış ya da bilmem neymiş... Şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum: Hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal! Yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: Bu iyi adamdır, şu kötü. İster Bulgar olsun, ister Rum, isterse Türk! Hepsi bir benim için. Şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. Ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. Ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! Hepsine acıyorum işte...”
Zorba kitabını ben çok sevdim. Tavsiye ederim okunmasını.