“Bırakın burada kalayım. Düşüncelerimin özgürlüğü ve hemen kaybedeceğimden korktuğum, oysa şimdi kavuşmayı umduğum gelecekteki mutluluğum pahasına özgürleşmektense, bırakın bu kutsanmış hapis hayatımda, hayatın günahlarından sürgün edilmiş olarak kalayım. Zira etten kemikten yapılmış bir insan, sadece bir insanım ben; ve her insan gibi hırslarıma ve duygularıma kapılabilir, yenik düşebilirim. Lütfen benim hem dostum,hem baştan çıkaranım olmayın!“
Üzücü ve acılı bir kabulleniş. Yapabileceklerinin aksiyonunu alamamış ve kendisini ona sunulan şeye teslim etmiş,bağımlı kılmış. Geçen bir hayat, yaşanmış bir zaman dilimi. Peki gerçekten yaşanmış mı?
Alıntı olarak belirttiğim yer Robinson Crusoe ile bir karakter arasında geçen konuşma. Bunun aksine Robinson Crusoe tam tersi bir hayat yaşadı kitap boyunca. Daha cesurca kararlar alarak, günümüzde pek çoğunun yaşamayı bırak 1-2 gün dayanamayacağı koşullarda 27 yıl yaşam sürdü. İmkânsızlığın vermiş olduğu mecburiyetle zor şartlar altında bir usta haline geldi. Buradan şu çıkıyor, insan her ortama uyum sağlayabilen bir mahlûk. En yabancı olduğu koşullara dahi çabucak adapte olabiliyor. İnsanın ne kadar yetenekli olduğu onun neye maruz kaldığıyla, neyle haşır neşir olduğuyla, zamanını neye harcadığıyla ortaya çıkıyor. Buradan baktığımızda günümüzde bizi meşgul eden sosyal medya, televizyon, oyunlar üretmemizi engelliyor. Kitap bu bakımdan kişiye kim olduğunu hatırlatma fırsatı verip neleri başarabileceğinin, aslında ne kadar donanımlı olduğunun farkına varmasını sağlıyor.
Daniel DefoeRobinson Crusoe