Puan vermedi·134 syf.····Okunma: 14 Mayıs 2025 11:11 Yaprak Dökümü'nü bunca yaşımda ancak okudum. Doğrusu merkez aldığı konu itibarı ile günümüzde geçmişte kalmışsa da soylu bir amaca hizmet ediyor. Ben vardığımız günde kitabı bu soylu mesaja gerçekten hizmet edip etmediğinden emin değilim, emin olmamak ne demek düpedüz tersini düşünüyorum, satırlardan farklı sonuçlara varıyorum. Ancak romanı ( ki roman demek ne kadar doğru, daha çok uzun bir öykü) kendi zamanı ile değerlendirmek belki daha doğru olacaktır.
Trajik bir öykü ve okurken açıkçası insanı boğuyor. Sıkıcı bir kitap demiyorum ama her şeyin kötüye gittiğini görüyor ve çaresiz bırakıyor. Bu bakımdan bunca iyi mesajına rağmen kendinizi iyi hissedemiyorsunuz.
Ali Rıza Bey, Ömer Seyfettin öykülerinde sık görünen bir karakter. Her türlü dünya nimetini namus kaygısının gerisinde tutuyor. Ki buna sonunda ulaşabildiği söylenemez. Bu anlamda şuursuzca bir namus duygusundan söz edilebilir. Ailesi üzerindeki etkisinin çalışma hayatının bitmesi ile yitip gitmesine engel olamayacak durumda kalması ve sonunda "maskara" konumuna düşecek bir hâle gelmesi kaçınılmaz bir son muydu, zannetmiyorum ama sonuçta bu böyle bir öykü.
Aile içi ilişkiler de elbette asıl eleştirilmesi gereken konulardan biri. "Eğer baba gücünü kaybederse olacağı budur" mesajı bir miktar derinlikten yoksun değil mi? Bu haliyle neden bu kadar abartıldığını açıkçası anlayamadım. Amacım 20.yüz yılın başlarındaki Türk Edebiyatı'nı yerden yere vurmak değil ama bir emekleme döneminde olduğunu inkâr etmek de istemem. Sonuçta Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali gibi yazar ve Şairlerimizin ortaya çıkması çok sürmemiş.
Anlatılan öykü dışında hiçbir yan yola sapmadan ilerleyen, kötüye eğilimin ne kadar kolay olduğu fikrini veren, yalın bir namus bilincinin namusa sahip çıkmak için yeterli olmadığını duyumsatan, bugün yazılsa kimsenin değer vermeyeceği bir uzun öykü. Elbette Çalıkuşu'nu da okuyacağım. Ancak bu kitaptan 8-10 yıl önce yazıldığı düşünülürse aradığım derinliği bulacak mıyım? Bilemiyorum.