·130 syf.····Okunma: 14 Mayıs 2025 19:40 Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattıktan sonra bir süre gözlerini tavana dikip kalırsın. Nabizade Nazım’ın Zehra’sı da işte öyle bir roman. Son sayfayı çevirdiğimde, içimde buruk bir sessizlik oluştu. Hani bazen bir insanın içini yavaş yavaş tüketen bir duygu olur da, o duygunun farkına varmak bile insanı yorar ya… Zehra’nın kıskançlığı da tam böyle bir şeydi.
Zehra, güzel ama iç dünyasında fırtınalar kopan bir kadın. Seviyor mu? Belki. Ama güvenmiyor. Sevilmek istiyor ama sevilmeye layık olduğuna pek inanmıyor. İçindeki kıskançlık, onu hem insanlardan hem de kendinden uzaklaştırıyor. Öyle bir kıskançlık ki bu, sadece kocasını başkasına kaptırma korkusu değil, kendi değerini ancak başkasının eksikliğiyle anlamaya çalışma hâli. Dışardan bakınca ‘ne kadar da abartıyor’ dediğim çok oldu ama sonra düşündüm... İçinde onun kadar büyütmeden kaçımız kıskanmadık ki?
Roman boyunca insan, Zehra’nın sadece etrafındakilere değil, en çok da kendine zarar verdiğini fark ediyor. Kalbi, zihni, dostlukları, aşkı... Hepsini yavaş yavaş o kıskançlık duygusu kemiriyor. Ve bu duygunun, insanın vicdanını bile nasıl susturabildiğini görmek içimi cız ettirdi. Hele Sırrı Cemal’in olan bitene karşı duruşu, sessizliği, çaresizliği... Bazen birini sevmek, onu kurtarmaya yetmiyor, değil mi?
Nabizade Nazım, roman boyunca bize sadece bir kadının iç dünyasını değil, insan ruhunun karanlıkta nasıl şekil değiştirdiğini anlatıyor. Zehra'nın trajedisi, sadece kıskançlık değil, anlaşılmamışlık, değer görme arzusu ve kendi içindeki boşluğu başkalarına saldırarak doldurmaya çalışma çabası aslında. İnsan okurken hem kızıyor ona hem de üzülüyor; hem anlamaya çalışıyor hem de "bu kadar da olur mu" diyor.
Bence Zehra, bir kadının çöküş hikâyesinden öte, hepimizin içindeki o küçük kıskanç sesin büyüdüğünde neler yapabileceğinin acı bir örneği. Bu romanı okuduktan sonra bir süre insan ilişkilerine başka gözle bakıyor insan. Bir tebessümün arkasında hangi korkular, bir öfkenin içinde hangi kırgınlıklar saklı acaba diye sorgulamaya başlıyorsun.
Velhasıl, Zehra beni sarstı. Güzelliğin, aşkın, evliliğin, dostluğun hepsinin bir nefeste yıkılabileceğini hatırlattı. Duygusal anlamda yoran ama bir o kadar da düşündüren bir kitaptı. Nabizade Nazım’ın dili yer yer ağır gelse de, o duyguların içtenliği her cümlenin altını dolduruyor.
Okuduğuma çok memnunum. Belki de bazen insanı sarsan kitaplar en çok iz bırakanlar oluyor.