·108 syf.····Okunma: 08 Şubat 2025 14:04 Bir kadının yüreğine oturan acıları daha nasıl tarif edebilirdi diye düşündüm. Melisa Kesmez'in kalemi, bu acıların tarifini öyle etkileyici bir şekilde yapıyor ki, kitabı okurken hangi sayfasında ciğerimi unuttuğumu bile hatırlamıyorum. Kitap, sadece acı ve çaresizlik değil, aynı zamanda insanın en derin duygusal çıkmazlarını da mükemmel bir şekilde yansıtıyor. “Ortak acılar insanları birbirine bağlar” diye bir cümle kaldı aklımda. Belki de bu yüzden, her sayfada bir tanıdıklık hissi oluştu bende. Kitap her geçişinde, “Acaba bu sefer hangi acımızı yakalayacak, bizi hangi yaramızdan tutup ketenpereye getirecek?” diye pusuda bekledim. Melisa Kesmez’in anlatımı o kadar etkileyici ki, mutlu anları bile dram olarak hissediyorsunuz.
Bu kötü bir eleştiri değil, aksine, kitabı bir solukta bitirmemi sağlayan derin bir takdirin ifadesi.
“Nohut Oda”, mekânın hunharca talan edildiği, aidiyetin zorlaştığı, kolektif ve bireysel belleğimizin silindiği bir dönemde, yerleşmenin ve kök salmanın insaniyeti üzerine yazılmış öyküler.
Bazen, okuduğum bazı kitaplar hep o zamana ait olur. Ne yaşıyorsam, onu okuyormuş gibi hissediyorum. Bu, kimi zaman bir itiraf, kimi zaman ise bir yüzleşme olur. Bu kitapta hissettiğim şey tam anlamıyla kendime bile söyleyemediklerimle yüzleşmekti. Bir yere ait olmanın huzurunu ve kök salmanın güvenini kaybetmenin ne demek olduğunu derinden hissettim.
Melisa Kesmez, telaşsız, dupduru bir dil kullanarak bu duyguları anlatıyor. Gözünün içine sokmadan, ama kayıtsız da kalmadan, insanın iç dünyasına dokunuyor. Betimlemeleri, gözlem gücü ve naifliğiyle okuru derinden etkiliyor.
Kitap, “Kalanlar” öyküsüyle başlıyor. Burada, bize kalanların ruhunda gidenlerin açtığı boşluklar ve doldurulamayan tarafları anlatılıyor. “Gitmek mi zor, kalmak mı?” sorusu üzerine bir düşünce sarmalı başlıyor. Bazen gitmek gerekir, bazen kalmak. Her iki durumda da üzüntü duymak, bir süreçtir.
“Son Bir Çay” öyküsünde, bitmiş bir ilişkinin yok olamayan kalıntılarına değiniliyor. O üzüntüler içinde, insanlar hala birbirlerine tutunmaya çalışıyor. Bir insan bazen içindeki öfkeyi kusmak ister ama susmak zorundadır, çünkü kırmamak gerekir. Bu öyküde, insan olmanın, duyguları açıkça ifade edebilmenin gerekliliği ön plana çıkıyor.
“Annemin Çadırı”, yakın zamanda yaşadığımız ve izlerini hala silmediğimiz bir felaketi, deprem sonrası hayatı ve eve dair kavramları sorguluyor. Kitap, bir evi ev yapanın sadece eşyalar değil, insanlar arasındaki bağ olduğunu anlatıyor. Bu bağ yoksa, o ev sadece dört duvarla sınırlıdır.
“Görüşürüz” ise bir babanın, çocukları üzerinde bıraktığı etkiyi ele alıyor. Bir rüya, içimizde kalan kırgınlıkları nasıl dışarıya vurabilir? Geç olmadan konuşmak ve dinlemek gerektiğini hatırlatıyor.
“Kız Kardeşim Handan” ise yalnız kaldıktan sonra iki kız kardeşin hayata tutunuş biçimlerini anlatıyor. Eksikliği hissettiğimiz parçaları tamamlamak için neye, kime dönüştüğümüzü keşfederken, insanın dönüşümüne tanıklık ediyoruz.
Melisa Kesmez, Nohut Oda’da insan ilişkilerine dair kısa ama derin öyküler sunuyor. Yazarın dili, naif gözlemleri ve betimlemeleri beni çok etkiledi. Her öyküdeki duygusal derinlik ve insanın içsel yolculuğunu hissetmek, bu kitabı sadece bir okuma deneyimi değil, aynı zamanda bir yüzleşme haline getiriyor.
Kitap, kök salma arzusuyla birlikte, bu arzunun kayboluşunu ve aidiyetin yıkılmasını sorguluyor. Melisa Kesmez’in dilindeki sadelik ve derinlik, okumayı sadece bir edebi deneyim değil, aynı zamanda ruhsal bir yolculuk haline getiriyor. Eğer siz de insanın yalnızlıklarını, kırılganlıklarını ve arayışlarını anlamak istiyorsanız, Nohut Oda kesinlikle okumanız gereken bir kitap.