Bihruz Bey karakteri, aslında sadece bir bireyi değil, o dönemde Batı’yı yüzeysel bir şekilde taklit eden koca bir gençliği temsil ediyor. Her şeyin dış görünüşten ibaret olduğu bir hayatın peşinden koşarken içinin ne kadar boş kaldığını fark edememesi oldukça düşündürücüydü. Periveş’e olan aşkıda gerçek bir sevgiden çok, kendi yarattığı hayalin peşinden gitmek gibiydi. Fransızca konuşmaya çalışmaları, abartılı kıyafetleri ve arabasıyla tam bir vitrin insanıydı. Ama vitrin ne kadar süslü olursa olsun, içinde bir şey yoksa o parıltı bir yere kadar gidiyor. Kitap, hem dönemin toplum yapısını eleştiriyor hem de hâlâ geçerli bir mesaj veriyor: Görünmek, olmak değildir.