Gönderi

10/10
·864 syf.··
Beğendi
·
2025 8. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2025 18:45
Zaman Çarkı döner, Çağlar gelir geçer, bıraktığı anılar efsaneye dönüşür. Efsane solar, mit olur ve onu doğuran Çağ tekrar geldiğinde mit bile unutulmuştur. Bazılarının Üçüncü Çağ dediği, daha gelmemiş, uzun zaman önce geçmiş bir çağda, Imfaral’ın sisli zirvelerinde bir rüzgar doğdu. Rüzgar başlangıç değildi. Zaman Çarkı dönerken ne başlangıçlar vardır ne de bitişler. Ama bir başlangıçtı. Geceyarısı Kuleleri'ni Fırtına Toplanıyor kadar beğenmesem de yine de çok iyi bir kitaptı. Kitapta Rand'dan neredeyse hiç bahsedilmedi; daha çok Mat, Perrin, Galad ve Elayne üzerine düşülmüş olan bir kitaptı. Hatta çok ağırlıklı olarak Mat ve Perrin diyelim. Yine fazlasıyla şey gördük ve artık sona bir kalada olduğumuz için çokça sonuçvari şeyler görüyoruz, taşlar yerlerine oturuyor yani. Perrin'in kurt düşüne bu kadar hakim olmasını ve kendini geliştirmesini sevdim, özellikle düşlü kısımları okumak eğlenceliydi. Düşteki o kubbeyi oluşturan ter'angrealin(?) ne olduğunu çok merak ettim ve son kısımlarda o kubbe Siyah Kule'de oluşturuluyor anladığım kadarıyla çünkü Siyah Kule'de kapıyol açılamamaya başlamıştı. Kubbe neden Siyah Kule'ye gitti soru işareti ve M'Hael'in kendi eğitimi olarak verdiği eğitim ne? Çok fazla soru işareti var aslında ve sadece bir kitap kaldı. Bence genel olarak şu ana kadar 13 kitap üzerinden eksi olarak söyleyeceğim şey Siyah Kule'ye yeteri kadar düşülmemiş olması. 14. kitapta ne göreceğimi bilmiyorum fakat buraya kadar çok konuşulmadı. Mesela M'Hael ne yapıyor? Bunlara daha çok değinilmesini isterdim. Kitapta Siyah Kule kısımları vardı ama buralarda da çok az şey gördük. 14. kitap biraz Patrick Rothfuss'un Taştan Kapılar kitabı havasına sahip :D Çok fazla teori var ama sadece bir kitap kaldı. Geceyarısı Kuleleri'ne dönecek olursak yine Mat'in Aelfinn ve Eelfinn bölümü keyifliydi, ilk gittiğinde söylenen ödemesi gereken bedeli de ödedi ve dünyanın ışığının yarısından mahrum bırakıldı... Kitapta iki büyük kaybımız var ve gerçekten aslında ne kadar yan rol olsalar da fark ettirmeden kalbimize taht kurmuşlar, bunu onları kaybettiğimizde anlıyoruz; "öyle ya ancak sallantıya düştüklerinde yahut da yıkılıp giderlerken şarkıya dökülüverirler." işte bu cümleyi fazlasıyla hissettirdiler. Thom... Gelecek nesillere bir kaybımız hakkında çok güzel bir şarkı bırakman lazım dostum... Şu ana kadar Lanfear ve Ishamael'e çok sempati besledim. Son iki kitapta bazı kısımlarda bu iki karakterin Lews Therin dönemindeki sadece insan olan bazı özelliklerini gördük. Aslında onlar da bir zamanlar herkes gibiydi ve şu anki halleri çok üzüyor beni nedense. İkisi de aslında Gölge'ye hizmet etmeyi çok da istemiyorlar gibi, seriyi daha dikkatli okuyanlar dediğimi komik bulabilir belki bilmiyorum ama bunları hissettim. Önceki kitapta Rand'ın düşünü Ishamael (Morridin) ziyaret ediyordu ve yanlış anlamadıysam aslında Lews ve Ishamael iyi arkadaşlarmış. Ishamael'in gözlerinde Lews'e karşı bir hüzün vardı, onunla karşı karşıya olmak aslında Ishamael'i üzüyordu, bunu Rand düşten kaçtıktan sonra hafiften çıtlatmıştı yazarımız. Zaten düşte de Rand'a karşı herhangi bir agresyon göstermemişti, sanki iki eski dost şöminenin karşısında sandalyeye oturmuş da sohbet ediyorlarmış havası vardı. Lanfear ise zaten kendini ilk gösterdiğinden beri Rand'a "birleşip karanlık varlığa karşı çıkalım, onu yok edebiliriz" gibisinden şeyler söylüyordu. Aslında önemsediği tek şey Lews Therin'di. İlk kitaplarda bu kısımları okurken "bu kadın sonuçta bir terkedilmiş ve sözüne güvenilmez" diyordum ama yavaş yavaş buna inanmaya başladım açıkçası. Geceyarısı Kuleleri'nin son kısımlarında Rand bir rüya görüyordu, rüyanın bir kısmını alıntılayacağım: Kadın kırmızı gözlerle, acılı bir ifadeyle, çenesinden gözyaşları akarak baktı. “Lütfen,” diye yalvardı. “Lütfen. Beni ele geçirdi.” “Sen kimsin?” “Beni tanıyorsun,” diye fısıldadı kadın, onun elini tutup kendine bastırarak. “Üzgünüm. Çok üzgünüm. Beni ele geçirdi. Her akşam ruhumu kamçılıyor. Ah, lütfen! Dursun artık.” Gözyaşları şimdi daha serbestçe akıyordu. “Seni tanımıyorum,” dedi Rand. “Ben...” O gözler. O güzel, korkunç gözler. Rand inledi ve kadının elini bıraktı. Yüz farklıydı. Ama o ruhu tanıyordu. “Mierin? Sen öldün. Öldüğünü gördüm!” Kadın başını iki yana salladı. “Keşke ölseydim. Keşke. Lütfen! Kemiklerimi öğütüyor, dal gibi kırıyor, sonra beni ölmeye bırakıyor, ama sırf hayatta tutacak kadar Şifa veriyor. O...” Sarsılarak durdu. “Ne?” Kadın gözlerini iri iri açtı ve hızla duvara döndü. “Hayır!” diye haykırdı. “Geliyor! Her insanın zihnindeki Gölge, gerçeğin katili. Hayır!” Dönerek Rand’a uzandı, ama bir şey onu geriye sürükledi. Duvar kırıldı ve kadın karanlığa yuvarlandı. ...O kadın Mierin Eronaile’di, eskiden Lady Selene dediği kadın. Çoğu insanın, onun kendi kendine verdiği isimle tanıdığı kadın. Lanfear. Lanfear'ı en son nerede ve hangi statüde gördük hatırlamıyorum ama bu rüyanın aslında gerçeği yansıtan bir şey olduğunu düşündüğüm için yine Lanfear'a tekrardan içim ısınıyor. Lanfear'ın Lanfear olduğunu ilk öğrendiğimiz zamanlarda da öyle major bir antipati beslememiştim ve bu kısımda sempati beslemem için tuz biber oldu diyebilirim. Yani dostlarım bu iki "bir zamanlar sadece insan olan" arkadaşa bu yüzden sempati besliyorum. Üzerinde durmak istediğim ana noktalar bunlardı sanırım, çünkü beni en çok etkileyen kısımlar bahsettiğim şeylerdi. Aslında kitapta değinilebilecek bir sürü yer daha var ama çok da uzatmak istemiyorum çünkü sonuçta bu bir inceleme ve kimseye kitap özeti okutmak istemem. Genel olarak yine çok beğendiğim bir kitap oldu, Brandon Sanderson reis yine döktürmüş, Allah razı olsun :D Okuyun okutturunluk bir seridir, ben elimden geldiğince okutturmaya çalışıyorum :D Güzel günler ve keyifli okumalar diliyorum efenim, su ve gölge bulasınız... Ve sonra, Akşamın Efendisi gelecek. Ve O gözlerimizi alacak, çünkü ruhlarımız O’nun huzurunda eğilecek ve O derimizi alacak, çünkü O’na etimiz hizmet edecek ve O dudaklarımızı alacak, çünkü yalnızca O’na övgüler düzeceğiz. Ve Akşamın Efendisi Kırık Kahraman’la yüzleşecek ve onun kanını dökecek ve bize güzelim Karanlığı getirecek. Çığlıklar başlasın, Ey Gölge’nin kulları. Yıkımınız için yalvarın! Gölge Kehanetleri’nden.
Fantastik
Geceyarısı KuleleriRobert Jordan · İthaki Yayınları · 2021537 okunma
··
364 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Egwene öldü diye tahmin ediyorum…
Mithrandir
Gönderi Sahibi
Fascinating Discovery hiç hatırlamıyorum onu ama Egwene ölecek gibi durmuyori Aes Sedailer'e yeni bir çağ getirecek bence -ki getirdi de zaten :D