Türkiye ve Arap Baharı- Graham E. Füller Kitap İncelemesi
Puan vermedi
Graham E. Fuller’in Türkiye ve Arap Baharı: Orta Doğu’da Liderlik adlı eseri, Türkiye’nin Arap Baharı sürecinde şekillenen dış politikasını ve bölgesel liderlik iddiasını, ABD merkezli bir güvenlik ve çıkar paradigması içinde analiz ederken; yazarın CIA geçmişi ve istihbari formasyonunun izlerini de açıkça taşımaktadır. Kitap, Türkiye’yi Orta Doğu’da “ılımlı İslam”ın öncüsü ve model ülkesi olarak konumlandırmakta; bu modelin arkasındaki yapılar arasında ise özellikle Fetullah Gülen yapılanmasına olumlu referanslar sunmaktadır. Bu yaklaşım, Ehl-i sünnet ve’l-cemaat çizgisinden bakıldığında hem dini hem de siyasi açıdan ciddi tenkitleri hak etmektedir. ⸻ Fuller’in Analiz Zemini Fuller, uzun yıllar CIA’in Orta Doğu masasındaki tecrübesine dayanarak bölgeyi “stratejik fay hatları” üzerinden okur. Türkiye’nin demokratikleşme süreciyle birlikte bölgede yükselen bir liderliğe oynadığını savunan yazar, bu rolü destekleyen en önemli argümanlardan birini “ılımlı İslam modeli” olarak tanımlar. Ancak bu modelin içeriği, Batı’nın güvenlik endişeleriyle şekillenmiş; İslam’ı asli kaynaklarından koparıp seküler demokratik formlara entegre edilebilir hale getirme çabasının bir yansımasıdır. Fuller’in değerlendirmeleri teknik ve analitik açıdan güçlü görünse de, bu gücün kaynağı çoğu zaman siyasi düzlemdeki Amerikan çıkar kodlamalarına dayalıdır. ⸻ “Ilımlı İslam” ve Ehl-i Sünnet Açısından Problematik Yapılar Fuller’in “ılımlı Sünni İslam” olarak tanımladığı anlayış, aslında dini, asli akidevi temellerinden uzaklaştırarak bir sosyolojik araç haline getirmeyi amaçlayan bir yaklaşımdır. Bu bağlamda Ehl-i sünnet itikadıyla açık bir çatışma içindedir. Zira Ehl-i sünnet çizgisi, dini yalnızca bireysel inanç olarak değil, toplumsal düzenin temel taşı olarak görür; hükmünü nasslara dayandırır, ilkeyi maslahatın önüne koyar. Fuller’in önerdiği model ise maslahat merkezlidir, şartlara göre biçimlenebilen ve bu yönüyle seküler sistemlerle daha kolay bütünleşebilen bir “İslam-light” tasavvurunu içerir. ⸻ Fetullah Gülen Cemaati Üzerinden Kurgulanan Model Fuller’in en tartışmalı savlarından biri, Gülen yapılanmasını “Orta Doğu’daki ılımlı ve diyaloga dayalı İslam anlayışının öncüsü” olarak takdim etmesidir. Özellikle kitabın bazı bölümlerinde bu yapı, otoriter rejimlere karşı “barışçıl ve kültürel bir alternatif” olarak sunulur. Ancak Gülen yapılanmasının Türkiye’de 15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsüyle somutlaşan derin devlet içi organizasyon yapısı, bu değerlendirmeyi gerçeklikten kopuk hale getirir. Burada Fuller’in bu yapıya olan sempatisi, yalnızca bireysel bir hayranlık değil; ABD merkezli bir örgütlenmenin Orta Doğu’daki “makul partner” arayışıyla da doğrudan ilişkilidir. Zira Gülen yapılanması, uzun yıllar boyunca ABD içinde ve dışında “soft power” mantığıyla organize olmuş, dinî görünümlü fakat istihbari reflekslerle hareket eden bir yapı olarak işlev görmüştür. Bu durum, Fuller’in CIA geçmişiyle örtüşen şekilde Gülen’i stratejik bir “sistem içi aktör” olarak görmesini açıklar. ⸻ Bu Modelin Anti-Tezi: Sahih Temellere Dayalı Siyasal İslam Gülen hareketi gibi yapılar, dini görünüm altında devlet aygıtı içerisinde paralel yapılanmalara dönüşmüş ve İslam’ı bir “güç aracı” haline getirmiştir. Müellifin bunları “ılımlı” olarak etiketlemesi, yalnızca şiddet içermemeleriyle değil, aynı zamanda Batı’yla uyumlu olmalarıyla ilgilidir. Ancak bu yaklaşım, İslam’ın kendi iç dinamiklerini ve sahih temsil biçimlerini göz ardı eder. Ehl-i sünnet çizgisi, siyaset ile dini birbirine düşman hale getirmeden; fakat birini diğerine tahakküm ettirmeyecek şekilde dengeleyen bir usul geliştirir. Bu çizgiye göre siyaset, dinin hüküm ve ilkeleriyle ahlaki sınırlara oturtulmalı, dini değerler ise asla araçsallaştırılmamalıdır. Dolayısıyla anti-tez, İslam’ı Batı’nın seküler kodlarına uydurarak yumuşatma değil; İslam’ın kendi iç bütünlüğünü koruyarak, adalet merkezli ve meşveret temelli bir siyasal yapının kurulmasını savunur. ⸻ Fuller’in Objektifliği ve Yetiştiği Sistemin Sınırları Fuller’in Türkiye’ye ve Orta Doğu’ya dair yazdıkları, çoğu zaman teknik anlamda etkileyici analizlerdir. Fakat bu analizlerin beslendiği arka plan, ABD merkezli güvenlik konseptine göre biçimlenmiştir. Bu nedenle, bir toplumu anlamaya yönelik entelektüel merak, eğer o toplumun inanç sistemini, tarihsel kırılmalarını ve iç dinamiklerini doğru okumuyorsa; çoğu zaman nesnellikten uzak ve araçsal yorumlara kapı aralar. ⸻ Tespitte Mahir, Tevilde Kusurlu Türkiye ve Arap Baharı, bölgenin siyasi yapısını analiz eden teknik açıdan güçlü bir eser olsa da, dini referanslarla kurulan modellerin değerlendirilmesinde hem yetersiz hem de yönlendiricidir. Fuller’in “ılımlı İslam” tanımı, Ehl-i sünnet itikadıyla çelişmektedir. Ayrıca Gülen yapılanmasına dair olumlu yargıları, bu yapının İslami kimliği istismar eden yönünü perdelemekte ve stratejik bir angajmana indirgemektedir. Kitap, bu yönüyle okuyucusuna değerli bilgiler sunmakla birlikte, dikkatle ve tenkit süzgecinden geçirilerek okunmalıdır. Zira analiz her ne kadar isabetli olsa da, niyet ve bakış açısı çoğu zaman sistemin gereklerine göre şekillenmiştir. Bağlamsal Not: Amerikan Grand Stratejisi ve Orta Doğu Yaklaşımı Amerikan grand stratejisi, Soğuk Savaş sonrasında özellikle “istikrar ihracı”, “çıkar merkezli düzen kuruculuğu” ve “küresel liderlik pozisyonunu sürdürme” hedefleri etrafında şekillenmiştir. Bu strateji, askeri, ekonomik ve kültürel unsurları eşgüdüm halinde kullanarak ABD’nin dünya üzerindeki etkinliğini sürdürmesini amaçlar. Orta Doğu özelinde ise bu strateji üç temel eksende işler: 1. Enerji ve Ticaret Yolları/Ağlarının Güvenliği: Petrol ve doğalgaz arzının kontrolü ve istikrarlı akışı. 2. İsrail’in Güvenliği: Bölgesel güç dengelerinin İsrail lehine biçimlendirilmesi. 3. Radikal Unsurların Denetimi: “Ilımlı İslam” gibi kavramlarla uyumlu yapılar inşa edilerek İslam dünyasının Batı karşıtı yönlerinin törpülenmesi veya DAEŞ gibi proje örgütlerle “denge” kurucu stratejileri sürdürmesi. Bu strateji, yalnızca askeri operasyonlarla değil, medya, akademi ve dini-sosyal yapılar aracılığıyla da uygulanır. Graham E. Fuller gibi isimler, istihbari kökenleriyle bu stratejinin fikirsel zeminini kurar ve özellikle Orta Doğu toplumlarının nasıl dönüştürülebileceğine dair “makul modeller” önerir. İncelenen kitap, bu büyük stratejinin zemininde üretilmiş bir okuma biçimi olarak, Türkiye’yi hem örnek hem de araç olarak konumlandırmaktadır.
1000Kitap
Türkiye Ve Arap BaharıGraham E. Fuller · Serbest Kitaplar · 201959 okunma
·
70 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.