Çivi uğruna papucundan oldu;
Pabuç uğruna atından oldu;
At uğruna süvarisinden oldu;
Süvari uğruna, savaş kaybetti;
Savaş uğruna, ülkesinden oldu!
(Kaos/S.36, halk deyişi)
“Zerre zerre toplar isen dağ olur
Gaflet ile giden ömür yağmur gibi su olur.”
- Bâkî -
Graham E. Fuller’in Türkiye ve Arap Baharı: Orta Doğu’da Liderlik adlı eseri, Türkiye’nin Arap Baharı sürecinde şekillenen dış politikasını ve bölgesel liderlik iddiasını, ABD merkezli bir güvenlik ve çıkar paradigması içinde analiz ederken; yazarın CIA geçmişi ve istihbari formasyonunun izlerini de açıkça taşımaktadır. Kitap, Türkiye’yi Orta Doğu’da “ılımlı İslam”ın öncüsü ve model ülkesi olarak konumlandırmakta; bu modelin arkasındaki yapılar arasında ise özellikle Fetullah Gülen yapılanmasına olumlu referanslar sunmaktadır. Bu yaklaşım, Ehl-i sünnet ve’l-cemaat çizgisinden bakıldığında hem dini hem de siyasi açıdan ciddi tenkitleri hak etmektedir.
⸻
Fuller’in Analiz Zemini
Fuller, uzun yıllar CIA’in Orta Doğu masasındaki tecrübesine dayanarak bölgeyi “stratejik fay hatları” üzerinden okur. Türkiye’nin demokratikleşme süreciyle birlikte bölgede yükselen bir liderliğe oynadığını savunan yazar, bu rolü destekleyen en önemli argümanlardan birini “ılımlı İslam modeli” olarak tanımlar. Ancak bu modelin içeriği, Batı’nın güvenlik endişeleriyle şekillenmiş; İslam’ı asli kaynaklarından koparıp seküler demokratik formlara entegre edilebilir hale getirme çabasının bir yansımasıdır. Fuller’in değerlendirmeleri teknik ve analitik açıdan güçlü görünse de, bu gücün kaynağı çoğu zaman siyasi düzlemdeki Amerikan çıkar kodlamalarına dayalıdır.
⸻
“Ilımlı İslam” ve Ehl-i Sünnet Açısından Problematik Yapılar
Fuller’in “ılımlı Sünni İslam” olarak tanımladığı anlayış, aslında dini, asli akidevi temellerinden uzaklaştırarak bir sosyolojik araç haline getirmeyi amaçlayan bir yaklaşımdır. Bu bağlamda Ehl-i sünnet itikadıyla açık bir çatışma içindedir. Zira Ehl-i sünnet çizgisi, dini yalnızca bireysel inanç olarak değil, toplumsal düzenin temel taşı olarak görür; hükmünü nasslara