• -"Eğer devlet vatandaşlarının haklarını korumazsa geriye uygun tek cevap kalıyor"
    - "Neymiş o?"
    - "Devrim"
  • İzinsiz bir devrim yaptı AŞK
    SOL yanında ince bir sızı
    SAĞ yanında bitmez gurur..

    Yolculuk nereye..! 
    Ey sorumsuz AŞK..
    En haykırdığım yerimden vuruyorsun beni...
    V#V
  • "Yazım, her yanım yangın
    Gözlerim kanlı, elim kolum bağlı, var mı yarın?
    Korur mu sevgi, söyle bir gün bahar vurur mu dağlarımıza olur mu devrim?"
  • " Sık sık düşünen bir kimse olmadığım için, ben farkında olmadan, içimde bir yığın ufacık başkalaşım birikir, sonra da günün birinde gerçek bir devrim ortaya çıkar. Hayatıma tutarsız, çelişik bir görünüş veren de budur. "
  • Kitap sitede yoktu. Okuyan kimse olmadığı için de ne çıkacağını bilmiyordum ama beklediğimden çok daha doluydu.

    Kitap aslında sosyalist deneyin neden başarısız olduğunu analiz ediyor. Madem bir devrim fikri var, fikirlerin de devrime uğraması gerekiyor. SSCB, Türkiye'deki sol hareketler, Stalinizm neden başarısızlığa uğradı bunun tartışmasının yapılmadığı ama artık cevaplar aramanın vakti geldiği belirtiliyor. Bir nevi solun öz eleştirisi desem yanlış olmaz.

    Anarşist olan Gün Zileli ve Fikret Başkaya aslında Marx'ın üretici güçler teorisini eleştiriyor. Kitabın başında da devrimin, burjuvazinin en ileri olduğu dönemlerde değil, 1648 İngilteresi'nde ve 1789 Fransası'nda olduğunu, sanayisi çok az Rusya'da gerçekleştiği yazıyor. Öncü bir üretici güç yaratıp çelişkileri ve gelişmişliği ilerletmek amacıyla kapitalizme benzer robot işçiler yaratan ve pratikte işçiye boş zaman ve kendini geliştirme imkanı vermeyen Sovyetler yerden yere vuruluyor.

    Lenin'in öncü parti ve profesyonel devrimci kavramları da nasibini alıyor. İşçinin pek çok eylemde olduğu gibi kendiliğinden faaliyete geçtiği ve partilerin, sendikaların burada sadece rol kaptığı, maddi üretimin içinde olan işçi sınıfının sadece teori üretenlerden daha bilinçli olabileceği anlatılıyor. Tekel direnişi burada bence güzel bir örnek olmuş.

    Katıldığım bir nokta da sosyalizmin kapitalizmi taklit etmek yerine ona alternatif üretmesi gerektiği. Baskıcı kurumlarla, dışarıdan empoze edilen disiplin ile, askeri harcamaları kültürel harcamaların önüne koymakla olmaz. Özellikle üretim ve tüketim faaliyetlerinin felce uğratılmadan (grev, boykot gibi) bir şeyleri değiştirmenin zor olduğu fikri var.

    Kitapta ayrıca Çin ve Küba devrimlerine de yer verilmiş ve Çin devrimi sırasında Stalin'in Sovyetler çıkarı için Çin Komünist Partisi'ne ve enternasyonalizm fikrine sırt çevirmesi çok sert eleştirilmiş. Ayrıca Çin Devrimi sonrasında Mao da nasibini alıyor. İyi asker kötü yönetici denerek. Yani kitap eleştirel yazılmış.

    Tabii kitabın eksik noktaları neler dersek her anarşizme yakın fikirdekilere söylediğim gibi uzun süreli bir anarşist deney yaşanmadı, bu nedenle anarşistler genelde herkesi çokça eleştirir ama karşı tarafın böyle bir imkanı yoktur. Bu yüzden dedikleri çok haklı gibi görünse de yanılmaları da pek mümkün. Gerçi bu sadece Gün Zileli için geçerli.

    Bazı yerlerde kendini tekrara düşüyor kitap özellikle profesyonel devrimciler eliyle maaşlı elemanlar yetiştirildiğine dair analizler ile sosyalistlerin de kapitalistler gibi büyüme sevdasına tutulup sömürüyü sona erdirememeleri çokça işlenmiş. Yine de okurken hatırlamama yardımcı oldu.

    Ayrıca özellikle Küba kısmında eleştiriler yapıcı değil yıkıcı. Resmen karşı devrimci ağzıyla eleştirilmiş ya da ben fazla duygusal yaklaştım bilemiyorum.


    Teorik ve siyasi kitap sevenler için bence iyi bir kitap. Vakit ayırıp okuyanlara teşekkür ederim.
  • Hiçbir şey etkilemiyor beni; ne deprem, ne patlama, ne ayaklanma, ne açlık, ne savaş, ne devrim. Her türlü hastalığa, felakete, acıya ve sefalete karşı aşılıyım. Yıkılmaz bir kalenin içinde yaşamak gibi. Kendime ait küçük bölmemde otururken dünyanın yaydığı bütün zehirler geçiyor ellerimin arasından. Tırnaklarım bile kirlenmiyor. Kusursuz bir bağışıklık. Bir laboratuvar teknisyeninden bile daha iyi durumum, çünkü kötü kokular yok burada, yanık kurşun kokusu dışarıda. Dünya havaya uçabilir, ben yine de virgül ya da noktalı virgül koymak için bölmemde olacağım.
  • Türk yazı devrimi sadece alfabenin değil, düşünce yapısının ve yaşam biçimini de değiştiren bir devrim. Bu önemli devrimin Mustafa Kemal ile başlamadığı, aslında öncesinde tartışıldığı gerçeğiyle karşılaşınca şaşırıyor insan. Tartışılmış ama korkulmuş. Bu devrimin İslami inançlarla ilgisi olmadığı, alfabe ile Kuran'ın bağlantısı olmadığı, Kuran'ı 'yüzünden' okuyacak kadar dahi alfabe öğrenmenin ne kadar zor olduğu gerçeği anlaşılamamış ya da anlatılamamış. Mustafa Kemal çok kısa sürede, neredeyse herkesin 'imkansız' olarak nitelendirdiği bir şeyi adeta bir ilkokul öğretmeni gibi çalışarak başarmıştır. Halkın Mustafa Kemal'e olan inancı da bu konuda etken. Tabi ki bu evrimin olumsuz yöne olmamıştır. Bu kitapta çok bahsedilmese de geçmiş mirasa ulaşım zorlaşmış, yeni Türk alfabesinin öğrenilmesine o kadar önem verilmiş ki, eski yazılanların yeni harflere çevrilmesi işi ihmal edilmiş. Tabi ki dönemsel şartlara bakınca yeni öğretirken eski ile uğraşmak devrimin oturmasını çok geciktirebilirdi. İnancım şu ki eğer Mustafa Kemal'in ömrü vefa etseydi arşivlerin çevrilmesi işine de en az yeni harflerin öğretilmesine sahip çıktığı kadar sahip çıkardı.

    Eski yeni kavgası bazı fanatik düşüncülerin iddia ettiği gibi eskinin toptan reddi ya da yeninin toptan reddi olarak ortaya çıkmakta. Ancak bilinçli her Türk insanı, ikisinin de bize ait olduğunu, alfabe değiştirmenin Türklerin ilk defa yaptığı bir şey olmadığını, yeni harflerin öğrenilmesinin kolay olduğunu, eskinin mirasının da önemli olduğunu kabul idrak etmeye çalışmalı...