Puan vermedi·84 syf.····Okunma: 16 Mayıs 2025 00:50 Byung Chul Han'ın kitabı genel olarak bilgilendirici, uyarıcı ve günümüz dijital toplumlarını anlatması bakımından son derece iyi bir perspektif sunuyor olsa da Şeffaflık toplumunu bir iletişim profesyoneli olarak değerlendirmek boynumun borcu haline gelmiş gibi hissediyorum...
O yüzden önce kitabın genel hatlarından bahsederek derinleşip Foucault'un yaşasaydı dijital panoptikon haline gelmiş sosyal medya verilerini nasıl eleştireceğine dair bir bakış sunarak metni sonlandıracağım.
Han, şefafflığı sadece görünür olmanın getirdiği dayatmalar ile ele almaz o görünür olmanın tehlikelerine de değinir. günümüz toplumlarında şeffaflık tanımı neyi ifade eder? İç ve Dışın bir olmasını mı, tamamen saydamlığı mı? Aslında bu terimi soyut anlamda da somut anlamda da oldukça sık kullanıyoruz. Ama güncel durumlar düşünüldüğünde devletler tamamen hesap verecek kadar şeffaf olmalı özel şirketlere verilerimizin hesaplarını sorabilmeliyiz. Şeffaf bir toplum sanki her derde deva bir nesne veya özne şeffaf olduğunda en güvenilir oymuş gibi hissederiz. Ama bu his gerçek mi yoksa öğretilmiş bir durum mu?. Han tam da bu noktada bu perspektif ile eleştirel bir bakış sunuyor bizlere çünkü şeffaflık sadece dürüstlük ve saydamlığı sağlamıyor aynı zamanda devamlı gözetlenebilir olmaya mahremiyetten uzak bir evreye geçişi simgeliyor. Han'a göre şeffaf bir toplum, her şeyin görülebilir, denetlenebilir, ölçülebilir olduğu bir toplum yapısıdır. Başta devamlı görünebilir bir toplum anlayışı hep hesap verilebilirliği simgeleyen olumlu bir toplum yapısı gibi algılanabilir ama gözetlenebilir bir toplum aynı zamanda bireysel özgürlükleri de tehdit eder. Herkesin herkes tarafından gözetlendiği bir toplumda birey dışarıdan bir göze sürekli maruz kalır. Bu da akıllara Foucault'un Panoptikon'nun evrimleşmiş hali dijital panoptikonu getirir. hepimiz cep telefonlarımız, sosyal medya hesaplarımız ile gözetlenebilen hapishanelerde yaşıyoruz. Kitabın bence en rahatsız edici tarafı gözetlemenin de evrimleştiğini fark etmekti. Evet dışarıdan tabi ki izleniyoruz fakat bireyler kendi rızalarıyla da gözetlenebilir olmayı seçiyor çünkü görünüyorsan var oluyorsun algısı toplumlara giderek aşılanan bir düşünce haline geliyor. Sosyal medyada sürekli bir teşhirlenme ve teşhir etme halindeyiz. Şeffaflık çağında mahremiyet artık özel, saklanan bir şey değil gizlenen bir suçtur. büyük kapitalizm mekanizmaları açıklık zorbalığını sürekli aktif halde tutarlar. İnsanların sürekli kendine ve topluma açık olma baskısı sahte bir dürüstlükle harmanlanır. Her şeyin görünüyor olma hali her şeyin anlaşıldığı hale gelmemektir. Ayrıca şirketler ve devletler neoliberal toplumlar şeffaflığı bir denetim aracı olarak kullanır. Dijital veriler, şeffaflık aracı ile toplanır, analiz edilir ve toplumlarda bakış oluşturma, belirli ideolojiler ile yönlendirme ve yaratma süreci başlatılır. Birey gönüllü olarak daha az sorgular ve düşünür. Kitap boyunca görünürlük ve şeffaflık arasındaki ayrımın giderek içiçe geçtiğini görürüz iki kelime arasından sınırlar tamamen yok olmuştur. Görünür olmak artık zorunluluktur eğer görünür değilsen, ilgiden, ekonomik fırsatlardan, dikkatten yoksun bırakılırsın. Han, aslında bizleri uyarır tehlikenin varlığından haberdar olmamızı ister. Şeffaflık, bireysel özgürlüğün içini oyarak onu boş ve anlamsız kılmaya odaklanır bir distopya evrenine giden yolu patikalarla kolaylaştırarak çizmeye çalışır. Mahremiyetin kaybı, düşünce özgürlüğü, performans baskısı, gönüllü gözetim sistemleri bireyin kendilik anlayışına zarar vererek sınırlar çizer. En tehlikelisi ise bireyler bunu sadece dışarıdan izleyen bir göz eşliğinde yapmaz kendi zincirlerini kendileri tutar.