Severek evlendiği eşi Lucien'in onu anlamadığı ve mutsuz hissettiği için evliliğinin onuncu yılında boşanma kararını Sylvie çocukları büyüyüp üniversiteye başlayınca bu kararını gerçekleştirir. Arkadaşı Yvette ile yolları İstanbul'a düşen Sylvie, İstanbulu gezmeye başlar. Bu geziler sayesinde tanıştığı Aram zamanla onun manevi babası olur. Aram ile İstanbul sokaklarının altını üstüne getirirler. Geziler, sohbetler, yemeler içmeler derken birbirlerine ne kadar iyi geldiklerini farkederler. Yvette ile arasının bozulunca temeli Aram yerleşir Sylvie. Her ne kadar birbirlerine iyi gelselerde Sylvie kendini yarım hisseder bir parçasını bulmak için Hindistan'a gitmeye karar verir. Hindistan aradığını bulamayınca oradan Japonya'ya geçer ve orada iki yıl kalır. Japonya ona iyi gelir. Yüksek tempoda çalışmak, tapınak yemeklerini öğrenmek üretmek onu kendini iyi hissettirir. Aram'in rahatsızlığı üzerine İstanbul geri dönen Sylvie, Aram'ı son yıllarında yanlız bırakmaz. Ve Aram'ın ölümü üzerine onun vasiyetini gerçekleştirmek üzere Paris'e geri döner. Kendi ülkesi olmasına rağmen gezdiği tüm ülkelerden dah yanliz hisseder kendini bu şehirde. Sıfırdan bir iş kurup yükselmesi çalışma disiplinini sayesinde gerçekleşince birde oğlu ile barışıp ona destek olunca huzur bulan Sylvie bir çok hayata ışık olur.
Yaşamında Kıyısından Hatıralar; naif anlatımı ile akıl giderken konusu ile sizi çekiyor. Sylvie bir çok ülkede yaşadıkları, Aram ve Berna ile sohbetleri ayrıca çekiyor okuyucuyu. Severek okuduğum bu kitabı gönülden tavsiye ediyorum.