Puan vermedi·102 syf.····Okunma: 16 Mayıs 2025 00:00 Yılanı Öldürseler
Yaşar Kemal, Yılanı Öldürseler adlı romanında okuru Anadolu’nun tam ortasına, yüreğin en derinlerine taşıyor. Bu kısa ama çarpıcı romanda, 7-8 yaşlarında babasını kaybeden küçük Hasan’ın, bir çocuğun taşıyamayacağı kadar ağır bir kaderin yükü altında ezilmesine tanık oluyoruz. Bu yalnızca bir çocuğun değil; bir kadının, bir köyün, bir geleneğin ve topyekûn bir toplumun hikâyesi.
Hasan'ın annesi Esme, güzelliğiyle dillere destan, ama kaderiyle yürek yakan bir Anadolu kadınıdır. Sevdiği adamdan zorla koparılmış, istemediği bir evliliğe sürüklenmiş ve ardından da kendi elleriyle büyüttüğü köyün nefretine hedef olmuş bir kadındır. Kocası Halil, Esme’yi zorla kaçırarak evlenmiş, yıllar sonra ise Esme’nin sevdiği adam Abbas tarafından öldürülmüştür. Bu olay zincirleme bir öfkeye, kan davasına dönüşür. Ancak kanı Esme’de arayanlar, onu kendi elleriyle değil, öz evladı Hasan’ın elleriyle öldürmek ister. Köy, Hasan’ın zihnini örümcek ağı gibi örer. Ona öyle masallar anlatılır ki, çocuk kalbi gerçek ile hayali ayırt edemez hale gelir. Ve sonunda Hasan, o can yakan, o utandıran cümleyi gerçeğe dönüştürür: “Kadınları çocuklarına öldürtürler…”
Esme, Anadolu’nun ta kendisidir: Güzelliğiyle hayranlık uyandıran ama kaderiyle sessizce kanayan, yaşadıklarıyla şekillenen ve her şeye rağmen şefkatini kaybetmeyen bir figür. Yaşar Kemal, bu romanıyla sadece bir trajediyi değil, aynı zamanda törelerin, suskunlukların, çarpıtılan inançların nasıl bir çocuğun zihnini karartabileceğini; nasıl bir topluluğun ortak elleriyle masumiyeti yok edebileceğini gözler önüne seriyor.
Yılanı Öldürseler, adını hak eden bir roman. Bu ülkenin insan yılanlarını susturulmuş kadınların, kandırılmış çocukların kaderini belirleyen o görünmez ama zehirli elleri anlatıyor bize. Eğer o yılanlar öldürülebilseydi, belki de Esme gibi nice kadınlar acısız, ecelleriyle ölebilirdi. Belki Hasan gibi çocuklar çocukluklarını yaşarlar hapse düşmezlerdi.
Bu roman, yalnızca bir hikâye değil; bir çığlık, bir uyarı, bir ağıttır. Ve her okuyana şu soruyu yeniden sordurur:
“Şu yılanları bir öldürselerdi… yazık olmayabilir miydi?”