Puan vermedi·155 syf.··
2025 16. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2025 13:39
Emil Frankl, İkinci Dünya Savaşı sırasında Auschwitz toplama kampında esir tutulmuş bir psikiyastri doktoru. Orada tutulduğu süre boyunca yaşadıklarını gördüklerini mesleğinin verdiği bir bakış açısıyla incelemiş biri. Daha sonra kendi psikiyatri dokrininin temellenmesini destekleyecek gözlemlerden bulgular elde etmiş: Logoterapi. Freud ve Adler’den sonra Üçüncü Viyana Okulu’nu kuran kişi olarak tanınıyor. Kitabın adına bakıldığı zaman görüleceği gibi Frankl, sadece orada olanları değil diğer insanlara da uygulanabilecek bir anlatım tekniği benimsemiş. Toplama kampında yaşananlar insanın tahayyül sınırlarını zorlayacak cinsten. Yapılan iskenceler, esirlere karşı tutumlar, kamptaki yaşam şartları vb. durumlar ve şartları örnekler ve kendi deneyimiyle vermiş. Frankl’ın sözlerinden kendisinin de bu süreçte yaşadıklarını önce nereye oturtmakta zorlandığını anlıyoruz. Ama zamanla daha çok oturmuş bir zihin ve kitabi bilgilerin tatbikinin kazandırdığı bakış açısına sahip olmuş. Orada yaşana acıların neden olduğu, bir anlamının olup olmadığı, neden kampı çevreleyen tellere koşmadıkları (intihar demek) gibi soruların tek tetmin edici cevabı: yaşamın anlamı. Neden acıya katlanması gerektiğine dair bir cevabı olanlar ancak o acıya dayanabilir. İnsan olarak acı dediğimiz mefhumun varlığı aslında anlamlandıramadığımızda oluşmaktadır. Acıya bir anlam yüklediğimizde çektiğimiz ıstırap azalır. O anlam demek yaşamak için bir sebep demek. Frankl konuyu anlatırken Nietzsche’den “Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıla dayanabilir.” alıntısını yapar. Belki dünyanın en zor şartlarıydı, belki de en zor şartlarından biriydi ama zor olduğu kesin. Bu durumda insanın ayakta kalmasını sağlayacak şey o “nedeni” bulmak olmalı. Ne kadar imkansıza yakın olsa da “nasıla” bir şekilde dayanabiliyor. Anlatılan durumu güzel özetleyen bir başka alıntıyı da Dosto’dan yapar “Beni korkutan tek bir şey var: Acılarıma değmemek”. Acılarına değmek, kolay değildir. Acı yaşayıp yakınından geçmeyenler de var iken Frankl toplama kampındakilerin bütün varlıklarıyla acılarına değdiklerini söyler. Üzerinde düşündüğümüz bir başka konu da Frankl’ın orada eşine dair olan düşünceleri. Frankl bu bahsi ilginç bulur. Sanıyoruz ki sadece ona has bir şey değildir: Eşini hatırladığı zaman hissetiği sevgi. Daha sonra bu sevgi eşinin varlığı ile ilgili olamktan çıkar. Sevgi karşıdaki ile ilgili değildir. Sevgi bizim onun ile ilişkimizdedir. Onun varlığı yokluğu bir noktadan sonra önemli değildir. İntersteller filminde de buna benzer bir cümle geçmişti: Zamanı ve mekanı aşabilen tek şey sevgidir. Ne zamanın akışı ne de mesafelerin uzaklığı, bu sonsuz duygunun gücünü zayıflatabilir. Anadoluya geldiğimizde Neşet Ertaş’ın “Kalpten kalbe gizli bir yol vardır, görülmez” deyişi de zamanı ve mekanı aşan sevgiyi hatırlatır. Frankl kitabının sonunda logoterapi yönteminin temel ilkelerini ve yaklaşım yöntemlerinden bahseder. Kendilerine gelen danışanlarından örnekler vererek nasıl değişimler geçirdiklerini anlatır. Göze en çok çarpan tarafı Frankl’ın insanın tinsel yönünü öne çıkarmasıdır. Son iki yüzyıldır insanın, felsefenin, bilimin, yaşamın amaçlarından yoksul bırakılması, mezkur kavramların içinde bulunan o tinsel yönü çıkarıp sadece maddiyata (pozitivizm çerçevesinde) indirgenmesi sonucu oluşan yaşam tarzının panzeri nitelikte bir yol önermektedir. İnsanın manevi yönden tatmin olamaması kadar acı veren, ıstırap çekmesine neden olan başka bir durum azdır. Hepimiz yaşamak için bir anlama ihtiyaç duyarız. Bir neden ararız. O anlamı bulduğumuzda onun için çektiğimiz acılar da anlamlı hale gelir. Akla hayale gelmeyecek şartlara da dayanırız, asla yapamayacağımız şeyleri de yaparız.
İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayın · 202651,5bin okunma
·
93 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.