Tarihle kurgunun iç içe geçtiği, akıcı bir roman...Ömer Hayyam'ın 11.yy'da Semerkant'ta başlayan "Rubaiyat"adlı eserinin 20.yy'da Titanic'te biten hikayesi anlatılmıştır. Ömer Hayyam'ın hayatı üzerinden Selçuklu döneminin siyasal ve kültürel durumu ele alınmış.
Nizamülmülk, Hasan Sabbah , Melikşah gibi tarihî karakterler ; güç, ihanet, dostluk, felsefe ve daha sayısız nice tema iç içe geçmiş durumda.
Hayyam'ın Cihan'a olan aşkı, Ebu Tahir ile dostluğu, dönemin karmaşası, siyasal oyunlar , Alamut Kalesi' nin gölgesinde yaşananlar... romanı daha sürükleyici ve dinamik kılmış.
"Her değişim, katliamları, ıstırapları, kaçınılmaz yağmaları ve yıkımları beraberinde getiriyordu." Bu ifade kitabın ince,derin ruhunu taşıyor gibi...
Gerçek ile kurgunun harmanını okurken, "Bu yaşanmış olabilir mi? Veya böyle mi olmuş şeklinde araştırmaya yönlendiren bir yapıda.
Ömer Hayyam'ın hayata , ölüme, ... Yaklaşımı oldukça etkileyici:
"Mezarım öyle bir yerde olacak ki, her ilkbaharda kuzey rüzgârı üzerine çiçekler saçacak."