aslında hiç inceleme yazacak havam yok ama birkaç bi şeyden bahsedeyim bari dedim
kitabın tr baskısının ilk incelemesi benden olsun
then she was gone cidden popüler bi kitaptı yurt dışında, en iyi gerilimmiş aşırı iyi ters köşeymiş vs vs ben de çıktığını gördüğüm gibi aldım tabii.
yazarın ünü, kitabın popülaritesi falan derken ben baya baya heveslenmiştim ama okudum, bitirdim… beklentilerimin birkaç ışık yılı aşağısında kaldı. kapağı böyle aşırı polisli cinayetli kanlı vahşet dolu bi hikaye havası veriyordu, harbiden heyecanlıydım ya-
konusunu anlatmama gerek yok bence gidin arka kapağı okuyun direk. bi kız var, kayboluyor, annesi tssb yaşıyor ve yıllar sonra bi adamla tanışıyor. adam hoşuna gidiyor, yavaş yavaş aralarında bir ilişki şekilleniyor ama BAM. adamın 9 yaşındaki küçük kızı bunun kaçırılmış kızına çok benziyor, karbon kopyası bildiğin. bi geriliyor bi şüpheleniyor sonra yavaş yavaş yaşanan her şey ortaya çıkıyor.
öncelikle, kitap bir gerilim kitabı değil <333
günün sorusu: “gerilim türü” ne içerir?
wiki diyor ki: “Gerilim, suç, korku ve dedektif kurgu gibi çok sayıda, genellikle örtüşen alt türe sahip bir kurgu türüdür . Gerilimler, izleyicilerine yüksek gerilim, heyecan, sürpriz, beklenti ve kaygı duyguları vererek uyandırdıkları ruh halleriyle karakterize edilir ve tanımlanır.”
tamamen bir annenin kendi kızını kaybetmesiyle duyduğu acıyı, huzursuzluğu ve bu olayı çözme çabasını okuyoruz. ortada herhangi bir polis yok. dedektif yok. kıza 9 yıl önce araba çarpmış ama bunu şimdi buluyorlar ve kalan kemikleri gömüp geçti bitti deyip vakayı kapatıyorlar are u fckin kiddin me??? siz bir insanı 10 yıl önce uzun süreli bir şekilde aramışsınız, ev ev dolaşmışsınız, şimdi de olması gerektiğinden ÇOK DAHA geç bi zamanda kızın cesedinin kalanlarını buluyorsunuz ve “ne halt ettiği belli değil ama araba çarpmış böyle ölüvermiş işte” deyip geçiyorsunuz. yazar hayatında hiç mi true crime içeriği izlemedi yahu böyle bi vakada polisin bu kadar umursamazlığı aşırı sahte ve sırf çözme işi annesine kalsın diye yapılmış gibi duruyor. bi de şimdi spoiler olmasın ama kıza ne olduğunu okuyunca bunu nasıl polis bulamamış diyorsunuz. o kadar mantıksız ki :d
ve hani polise sitem eden herhangi bir alt metni de yoktu, yazar basbaya olayı aşırı gizemli ve dark göstermeye çalışmış ama sınıfta kaldın abla harbi olmamış. biyolojik açıdan da çok mantıksız bi kısım var ama o da spoiler sayıldığı için susuyorum. aslında şimdi şuracıkta kitabın bütün olayını üç cümlede ablatabilirim ve okumak zorunda kalmazsınız ki bence fevkalade fikir-
olayı çözen kişi kızın annesi demiştim ama PARDON yanlış oldu. olayı bi itiraf videosundan öğreniyor kendisi, bize de durumu birkaç farklı ucuz bakış açısıyla anlatmış yazarımız.
ters köşe yok. ters köşeyi yedim derdim ama ortada yiyebileceğim bi ters köşe yok yani. kitabın taaaa en başına ellie’nin (kaçırılan eleman) ağzından anlatılan bir iki kısım eklemiş ve bi yüz sayfa okuyunca ne yaşandığını genel hatlarıyla anlamış oluyorsunuz. tahmin ediyorsunuz değil, anlıyorsunuz baya. ki başından bu kadar ipucu vermese bile asla OHA NASIL YANİ tepkisi verebileceğiniz hiçbir şey yok ortada. sürpriz, beklenti, kaygı nerede? buradan da attım eksiyi.
gerilim hissiyatı yok. kitabın yarısından fazlasında laurel’ın (namıdiğer kızımızın anası) travmasıyla başa çıkmaya çalışmasını ve günlük yaşamını okuyoruz. hiçbir gerilim kitabında gerçekten gerildiğimi hissetmemiş olsam da bu bildiğiniz dramdı yani. aile dramı. netflixin arkadan “moody classical playlist” açıp pazarladığı dram filmleri misali. hikaye birkaç yerin mantıksızlığını gözardı edersek (edemiyorum hocam) aslında fena değil. gerçekten dram adı altında satılsaydı ve okusaydım belki daha çok beğenirdim. gerilim yazacaksanız hakkını vereceksiniz. uyumadan önce kafanızda kurduğunuz değişik dramatik senaryoları kitaba çevirmeden önce biraz beyin fırtınası yapın.
wow. bi tık gömdüm kitabı. verdiğim puanı sorgulamamanız için bir iki iyi yön de sıralayayım bari. akıcıydı. yazım dili bi tuhaf (şimdiki zaman) ama okuması kolaydı yani. biraz daha sıkıcı olsaydı üç dört ayda ancak bitirirdim o kadar merak unsuru yok (sakin olup iyi yönlere geri dönüyorum)
travma iyi yansıtılmış. laurel bazı konularda aşırı mal ve bencil davrandı ama kaybının hissettirdiklerini güzel anlatmış bence. anne kız sevgisinin işlenişini de sevdim. (hanna daha iyisini hak ediyor ama olsun)
laurel 55 yaşında bu arada. öyle bi dipnot
bi de hikaye fena değil demiştim demi. tamamdır. bu kadar övmek yeterli. özetle piyasada çok daha iyi gerilim kurguları varken bunu tavsiye etmiyorum. ha ben aşırı sıkıcı bi insanım; gidip laurel’ın datesi için kombin seçmesini, bir kadının (laurel değil btw) sevdiği adam için saçma salak şeyler yapmasını okuyacağım derseniz tamam dostum sana kalmış
evet… bu kadar. yeter yani bu kitaba bu uzunlukta bi inceleme fazla. papatya çayımı yudumlamaya gidiyorum
sağlıcakla, kitapla kalın :)