9/10
·459 syf.··
Beğendi
·
2025 37. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2025 02:13
“Ağa ölür, yerine kardeşi gelir. Bey gider, yerine beyzade oturur. Ama zulüm aynı zulüm.” İnce Memed 2, yalnızca bir eşkıyanın değil, toprağa bakıp gökyüzünü unutan bir halkın hikâyesidir. Yaşar Kemal, bu romanda bir halkın kaderle kurduğu sessiz pazarlığı yırtar, yerine çığlık koyar. Abdi Ağa ölür, Hamza gelir. Hamza gider, Ali Safa Bey biter mi? Bitmez. Çünkü zulüm, kişiden kişiye değil, kökten köke aktarılır bu topraklarda. Hep bir başka isim, hep bir başka yüz ama aynı sopadır ellerinde. Toprağın sahibi olmak, onu sürmekle değil, tapuya imza atmakla ölçülür. Ve ne yazık ki, ter döken değil, terleten güçlüdür her devirde. Sistem aynı sistem. Şimdikiler daha modern hali. Ağa yerine, patronlar, iktidarlar geldi... Kitapta en çarpıcı şey, köylünün yalnızca Memed’in adını duyunca cesaret bulması. O ad, suskun dillerin ucunda bir dua gibi. O ad, korkunun karanlığına düşen bir kıvılcım. Memed dağlarda görünmese de, ismi ovada rüzgâr gibi dolaşır. Ağalar bu yüzden korkar; çünkü adının bile halkı ayağa kaldırdığını bilirler. Köylü, o isme sırtını dayadığında, ilk kez doğrulur. Belki de en büyük devrim, bir ismin yüreklere sığması olur. Abdi Ağa öldü ya, ne oldu? Kıymete bindi. Hani o tabirle: “Kör ölür badem gözlü olur, kel ölür sırma saçlı olur.” Çünkü gelen gideni aratıyor. Feyzo filmindeki o meşhur replik geliyor aklıma: “Maho Ağa öldü. Fakat duymuşum, yerine beteri gelmiş. Maho Ağa’yı arar olmuş köylü.” İşte tam da öyle… Daha gaddar, daha zalim ağalar geliyor. Sonu ne olur ki? Ağalar gider, isimler değişir ama sömürü hep kalır. Sürekli sömüren ve sömürülen insanlar var. Bu düzen nasıl düzelecek, bilen varsa söylesin hele. Kitap boyunca Torosların serin gölgesinde umut arayan köylüler, her defasında ağaların, beylerin, devletin üç kollu kıskacında ezilir. Seçenekler nettir: Ya hapis, ya açlık, ya da susmak. Başka bir yol yok gibi görünür. Yaşar Kemal’in dili her zamanki gibi; hem şiir gibi akar, hem de taş gibi oturur insanın içine. Doğa betimlemeleriyle kalbimizi ısıtırken, her satırda başka bir gerçeği yüzümüze çarpar. Çünkü bu topraklarda nehirler kadar kan, dağlar kadar acı akar. Ve o acılar bazen bir adamın sesinde yankılanır. Yaşar Kemal yalnızca bir yazar değildir; o, Türk edebiyatında halkın yoksulluğunu destanlaştıran bir sınıf bilinci mühendisidir. İnce Memed 2, klasik anlamda bir “kahramanlık” hikâyesinden çok, feodal düzenin çürümüşlüğünü teşhir eden bir alegoridir. Marksist bir perspektifle bakıldığında, Memed’in dağa çıkışı sadece bireysel bir isyan değil, üretim araçlarının sahibi olmayan bir sınıfın “dağ” metaforuyla alternatif bir düzen arayışıdır. Ağa gider, patron gelir; devran döner ama artı-değer hâlâ başkasının cebine akar. Yaşar Kemal bu döngüyü öyle güzel resmeder ki, insan bazen düşünüyor: Acaba kapitalist realizm içinde dağa çıkmak hâlâ bir çözüm olabilir mi? Elbette bugünün dağları internet, meydanlar ise timeline’lar... Ama ezilenin çığlığı hâlâ aynı çığlık. Ve Kemal’in kalemi, bu çığlığa megafon olmuş bir edebiyat eylemcisidir. Not: “Anadolu’nun bağrından çıkan yiğide Marksist gözle bakılır mı hiç?” diyenlere selam olsun... Biz de sadece dağlara değil, sınıflara da bakıyoruz. Memed yalnızca ağaya değil, düzene de sıkıyor çünkü. Sonuç olarak, Yaşar Kemal’in edebi dili hem doğayla barışıktır, hem de sınıf savaşının taşra lehçesidir. O, Anadolu’nun toprağını anlatırken yalnızca çiçekleri değil, o toprağı sömüren elleri de gösterir. İnce Memed 3’te görüşelim bakalım! Eğer yine dağlarda, ovalarda ağa avı varsa, belki görüşmeyiz. Ama içerik biraz farklıysa, tabii ki fikirlerimi paylaşırım — çünkü biliyorum, 1K ailesi için benim düşüncelerim olmazsa olmaz! :):) Hade iyi okumalar
İnce Memed 2Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202039,1bin okunma
·
877 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.