·224 syf.····Okunma: 05 Mayıs 2025 21:19 Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir.
(Spoiler içerir!)
6 farklı öykü ile hayalin zirvesinde adım adım dolaşırken, metaforik ve mizahı anlatıma hayran kalmamak elde değil.
1) Neva Bulvarı: bir gün dönümünün farklı zaman dilimlerinde aynı olmayan statü sahibi hayatları barındırırken yazarın ince eleştirilerini, günümüz insanının hâllerinde hâlâ görmek mümkün. Bakmanın aldanışında, görmek için bakarsan, baktığının gerçekliği tezatlığını ele verir de diyebileceğimiz bakmanın ötesinde hayatlar... Yaşanılası bir yer tasviri ile başlayıp umudun yitirildiği bir son anlatımla Neva Bulvar'ı bizim yan sokaktan geçer oluverdi bir anda.
2) Burun: Sınırsız bir hayal gücüyle fiziksel uzvun metaforu kapsamında varolan kibrin, tepeden bakışın ve gereksiz özgüvenin(!) esiri olmanın acınası hayat yolculuğunda, kendi halinde, namuslu insanların burunlarının durduk yere koparılmayacağını dile getirir yazar. Anlatımın muhteşemliği ise, üniforma giymiş bir burunun size selam durmasının şaşkınlığında, önünde düğmelerinizi iliklerken buluyor olmak kendini.
3) Portre: Tanrısal bir yapıtın sessiz şarkısını dinlemek için can atılan portreyi görme istediğinin cezbinde, şeytan gözlü portreye de tanık olabilmek aynı heveste buluşur. Para uğruna hayallerini, yeteneğini göz ardı etmenin hazin sonunu yaşayan bir ressamın dünyasından çıkabilecek anlamlarda 'Baktığın gibi görürsün. Sevgi gözüyle gören bakışlarda kal!' demek en öz anlatım.
4) Palto: Ahlâkî değerlerde işinin ehli olan, fakat etkileşim halinde olduğu çevre tarafından hor görülen, paraya değer vermeyen, ihtiyacı olan -istek değil ihtiyaç- bir palto için verdiği hayat mücadelesinde, kazanmanın tadına bir gün doğum-batımı arasında varacakken, paltonun gasp edilmesinin çaresizliğinde yardımsız kalır ve bedenine yenik düşer bir insanoğlu. Ve birden gerçek anlatım gerçeküstüye dönerek efsaneleşir.
5) Bir Delinin Anı Defteri: Poprişçin ya da Aksentiy İvanov gibi yudum yudum, azıcık ötede hafif bir tırlatma niyetinde olan aklımın sahibini araken köpek değil derdim. Ben kedilerin merakındayım ya da sıçanların :) Ama şartlarım var tabi; İspanya olmaz mesela, VIII. Ferdinand İspanya'ya bir kral yeter ;)
6) Fayton: Küçük bir kasabada geçen sıradan bir gün... Yönetimin başında olan kişilerden başlayarak toplum eleştirisini çevre tahribatı, yönetim -aslında yönetememezlik ya da yönetmek istememezlik- üzerinden çekip çekiştirdiği bir öyküde, en iyi fayton nasıl olur imgesinde bir gerçeğin dışa vurumudur aslında.
Cep delik cepken delik....
Eskimiş sirkede türeyen sinekleri saymak...
"Şaşılacak şey: Demek iffet terk etti mi insanı, akıl da terk ediyordu." S.15
"Ahlaksal çökmüşlüğün kokuşmuş soluğunun sindiği güzellik karşısında duyulan acıma duygusu bu türden duyguların en güçlüsüdür. Ahlaksızlık kendi başına da çirkindir, iticidir; ama olanca tertemizliğiyle düşlerimize süzülen güzelliğe bulaşınca büsbütün itici olur." S.15
"Yaşamın uyumunu altüst etmeye susamış cehennemlik bir ruhun uğursuz kahkahalarıyla cehennem uçurumlarının en dibine yuvarlanmış bir zavallıdan başka biri değildi o." S.16
"Bir delinin yaşamının, ailesi ve bir zamanlar kendisini sevmiş dostları için hoş bir yanı var mıdır? Tanrım bu nasıl hayat böyle! Düşlerle gerçeklik hep çatışma içinde!" S.25
"...eğer dünyada tutku dolu, korkunç, yıkıcı, isyankâr, çılgınlığın son kertesine varıp dayanmış bir aşk ve bu aşka düşmüş biri varsa, bu bahtsız bizim zavallı ressamımızdan başkası değildi." S.25
"İnsanoğlu öyle şaşılası bir yaratıktır ki, sahip olduğu özellikleri bir çırpıda sayıp dökmek olanaksızdır, durup incelemeye kalkıştığınızda da, hiç durmadan yeni özellikler bulursunuz ve bu işin sonu gelmez." S.32
"Ruhsal yetersizlikler, kusurlar güzel bir kadında iticilik yaratmak şöyle dursun, onu ayrı bir çekicilik kazandırıyor. Ayıp diye nitelenen şey güzel bir kadında sevimli duruyor. Kadından güzelliği alın, kendisine sevgi değilse de saygı duyulmasını sağlayabilmek için kadının erkekten yirmi kat daha fazla akıllı olması gerektir." S.37
"Acaba arzuladığımız bir şeye hiç kavuştuğumuz olmuş mudur... kavuşmak için var gücümüzü harcadığımız bir şeyi elde etmişliğimiz? Galiba bunun tam tersi oluyor hayatta. Kimi, gösterişli atların çektiği şık bir araba için yanıp tutuşur ve yanından hızla geçen arabaların ardından özlemle dilini şaklatırken, kiminin şahane atlar koşulu göz alıcı bir arabası oluyor, ama o neye sahip olduğunun bile farkında olmadan biniyor arabasına. Kiminde şahane bir aşçı, ama iki minik lokmadan başka bir şeyin giremeyeceği yüzük kadar bir ağız olurken, kiminin hangar gibi ağzı oluyor, ama onda da yiyecek kuru ekmekten başka ara ki bir şey bulasın!" S. 42
"Burada her şey yalan, her şey hayaldir çünkü, hiçbir şey göründüğü gibi değildir! Siz şu üzerinde harika dikilmiş redingotuyla iki dirhem bir çekirdek yürüyüp giden adamı varsıl biri mi sandınız? Yanıldınız efendim! Yalnızca üzerindeki giysiden ibaret biridir o!" S. 43
"Kendi halinde, namuslu insanların burunlarının durduk yerde koparılmayacağını; ortalığın, uğursuz yerlerde dolaşıp duran ne idüğü belirsiz binbaşılarla dolu olduğunu söylerdi." S.62
"Kabul etmek gerekir ki pek çok yerde pek çok anlamsızlıkla karşılaşıyoruz... Öte yandan, şöyle derinlemesine düşünecek olursanız, apaçık belli ki bu işin içinde bir iş var ve de bütün bunların bir anlamı... Kim ne derse desin, dünyada bu türden şeyler oluyor, çok seyrek de olsa oluyor." S.75
"Hak ederek değil, hırsızlama elde edilmiş ün, sahibine mutluluk vermez; onu ancak hak edenlerin, ona layık olanların yüreğini heyecanla, sevinçle titretir." S.113
"Sanatçının dış dünyadan aldığı her şeyi ruhuna gömdüğü, burada bunları iyice özümsedikten, kendi kıldıktan sonra, ruhunun pınarından uyumlu bir ezgi halinde dışarı saldığı anlaşılıyordu." S.115
"Resmin başında taş kesilmiş gibi duran insanlar; sanattaki farklı akımların, değişik tatların ve bu akımlardan, tatlardan en gözü kara, en cüretkâr sapmaların birleşerek oluşturdukları tanrısal bir yapıtın sessiz şarkısını dinliyorlardı, gözleri dolu dolu." S.115
"Benim gözümde bilmediğini açıkça söyleyen insan, bilmediğini biliyormuş gibi görünen ve her şeyi ağzına yüzüne bulaştıran ikiyüzlüden daha değerlidir." S.131
"Sen birine kötülük edeceğine, bırak sana kötülük etsinler! Ruhunun temizliğini koru! Yetenek sahibi insan, ruhça herkesten daha temiz olmalıdır. İnsanlar başkalarında hoş gördükleri pek çok şeyi, sanatçıda hoş görmezler. Evinden tertemiz bayram giysileriyle çıkmış birine yoldan geçen bir arabadan azıcık bir çamur sıçramayagörsün, herkes parmağıyla bayram giysisi çamurlanmış adamı gösterir, ne kadar özensiz, düzensiz olduğundan söz eder; oysa aynı insanlar, leke içindeki gündelik giysileriyle yanı başlarından gelip geçen onlarca kişiyi fark etmez. Çünkü gündelik giysideki leke görülmez." S.140