·194 syf.····Okunma: 20 Mayıs 2025 17:18 Duygu Asena’nın Kadının Adı Yok kitabı, kadınların bastırılmış sesine kulak verme iddiasıyla yola çıkan, ancak bu yolda tutarsızlıklarla sarsılan bir metin olarak karşıma çıktı. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini görünür kılmak, kadının birey olarak varoluşunu sorgulamak gibi güçlü temalarla başlayan kitap, ilk sayfalarda içtenliğiyle etkileyici bir izlenim bırakıyor. Ancak bu samimiyet, ilerleyen bölümlerde yerini ideolojik dağınıklığa ve etik sınırları zorlayan anlatılara bırakıyor.
Kitabın başlarında çocukluk ve ergenlik dönemindeki deneyimlerin aktarımı oldukça etkileyiciydi. Kadının, içinde büyüdüğü ataerkil sistemin baskılarını çıplak gerçekliğiyle anlatması; hem kişisel hem toplumsal belleği tetikleyen bir etki yaratıyordu. Fakat karakterin, geçmişte tiksinerek baktığı davranışları ileride bizzat kendisinin sergilemesi, anlatının inandırıcılığına zarar veriyor. Sadakatsizliği, “erkekler yapıyor” savunusuyla meşrulaştırma çabası ise sadece karakterin değil, yazarın da mesajlarını bulanıklaştırıyor.
Eşitlik savunusu, özünde insan onurunu temel almalıdır. Kitaptaki bazı bölümlerde kadın-erkek eşitliği yalnızca karşılıklı suçlar üzerinden tartışılıyor; bu da meseleyi etik bir sorgulama alanından çıkarıp, bir tür rövanş psikolojisine indirgemiş gibi hissettiriyor. Karakterin evlilikten uzak durma kararı, sistem eleştirisi gibi sunulsa da; sonrasında yaptığı seçimlerle bu kararın derinliği kayboluyor. Yalnızca ideolojik bir tepki olarak kalan bu duruş, iç tutarlılıktan uzaklaşıyor.
Ayrıca kitapta cinselliğe yapılan sık ve yüzeysel göndermeler, bir süre sonra konunun esas ağırlığını gölgeleyen, hatta okuyucuyu metinden uzaklaştıran bir tekrar hissi yaratıyor. Feminist edebiyat, okurun damarlarında “isyan” değil; düşünce, sorgulama ve farkındalık yaratmalı. Bu kitapta ise bu derinliği bulmak zamanla zorlaşıyor.
Gerçekçi olduğu kadar sığ kalan, iddialı olduğu kadar çelişkili olan bir metinle karşılaştığımı söyleyebilirim. Bazı okuyucular için çarpıcı olabilir, ama feminist düşünceye dair kapsamlı okumalara sahip olanlar için yüzeyde gezinen, bağlamı zayıf bir anlatı olabilir. Okurken yer yer rahatsızlık duydum ve sonlara doğru yalnızca tamamlamak için okumaya devam ettim.
Kısacası, sesini yükseltmeye çalışan ama bu sesi neye karşı yükselttiğini netleştiremeyen bir anlatıydı benim için. Gündeme getirdiği konular önemliydi, ama ele alış biçimi daha derinlikli ve dengeli olabilirdi.