Kitabın en beğendiğim bölümü, yedinci ve son bölüm olan "Hükümdarlıktan Sonra Yaşam" isimli bölümdü. Bu son bölümde David Eagleman, kitap boyunca söylediklerinden çok daha derinini, anlamlısını ve kapsamlısını dile getirmiş. Kanaatimce kitabın son bölümü yazarın orijinal imzasını oluşturmuş ve bence asıl niyeti son bölümü yazmakmış.
Kitabın son bölümüne dek yazar, insan beynini maddeci ve indirgemeci bir yaklaşımla irdeliyor. Beynin yapısını biyoloji, fizik ve kimya kuralları çerçevesinde açıklamaya çalışıyor. Son bölümde ise bütünün parçalardan nasıl daha anlamlı ve farklı olabileceğini uçak ve radyo örnekleri sunarak açıklıyor. Uçağın parçalarının kendi başına uçamadağı ancak birleştikleri zaman uçabildiğinden hareketle, insan beyninin de yalnızca parçalarına bakılarak anlaşılamayacağı sonucuna ulaşıyor. Radyoyu bilmeyen bir bedevinin çölde radyo ile karşılaştığında içindeki parçaların sesleri çıkardığını düşünebileceği, fakat o radyoya gelen sinyalleri bilemeyeceğinden yola çıkarak, eksiksiz biçimde bildiğimizi sandığımız şeylerin ötesinde de bazı bilgiler olabileceğinin altını çiziyor.
Nasıl ki uzayın muhteşemliği ve enginliği her geçen gün yapılan araştırmalarla ortaya çıkıyorsa, bir nevi iç uzay olan insan beyninin de keşfedildikçe şaşırtıcı ölçüde derin ve harikulade varlığının ortaya çıkacağını vurguluyor.
Tüm bu felsefesini tek bir özdeyişle kapsüllüyor: Eğer beyinlerimiz anlaşılabilecek kadar basit olsaydı, onu anlayacak kadar akıllı olamazdık.