·200 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Mayıs 2025 01:50 Çağdaş Türk bilimkurgusunun kadın bakışından süzülen yenilikçi anlatılarını bir araya getirerek yalnızca hayal gücünü değil aynı zamanda toplumsal bilinçaltımızı da yokluyor. Yapay zekânın denetimden çıkabileceği olasılıklarla açılan Sümerli rahibelerden, cinsiyetin ötesine geçen uzaylılarla yapılan ilk temasa; hafıza boşlukları, kimlik dönüşümleri ve genetik devrimler eşliğinde şekillenen bu öyküler, teknolojik ütopyaların arkasındaki insanî çatlakları da ifşa ediyor. Kadın yazarların kaleminden çıkan bu öyküler, bilimkurgunun hem edebi hem felsefi potansiyelini cesurca sergileyerek Türkiye’nin bilimkurgu evreninin gelişimini sağlaması için özgün bir katkı sunuyor.
Sümer Rahibesi (Özlem ERTAN); %100 yerli bilimkurgu öyküsünde yapay zeka destekli bilgisayar oyunlarında mitlerden beslendiği bir dönemde geçiyor. Ay Savaşçısı Türk uyarlamasında Beril'in eşdeğeri olabilecek Sümer Fahişesi Puabi'nin yapay zeka sayesinde kontrolde çıkabileceğini gözler önüne seriliyor. Öykü okudukça kullanılan teknoloji yerine Megaman animesinde geçen boyutsal alan denilen dışbükey şeklindeki yarım cam kürenin içinde üç boyutlu alan şeklindeki oyun teknolojisi geliştirebilir. Boyutsal alana USB soketi gibi bir teknoloji araçla entegre olunabilinir.
İnsanca Bir Ziyaret (Seran DEMİRAL); %100 yerli bilimkurgu öyküsünde insanları ziyarete gelen kabulgan (şekil değiştiren) uzaylı türü, insanların içinde cinsiyet ayrımı yapmadan erdişi olarak onlarla ilk teması gerçekleştirince hayalleri birbir kırıldı çünkü insanlar, istediklerine göre cinsiyete dönüşen uzaylıya aşkı ve sevgiyi cinsellik üzerinde anlatmışlar. Aslında burada kendimize bir öz eleştiriyi yapmalıyız çünkü kendi sorunlarımızdan kaçmayı beceriyoruz ve bu da bizi geliştiremiyor. Belki de kadınların erkekleri nasıl gördüklerini bu öyküde görebiliyoruz.
Robotlar Ağlamaz (Sibel İNCE); Öykü teknikleri açısında başarılı olan polisiye bilimkurgu öyküsünde akıcılık, sürükleyicilik ve merak uyandırıcılığın ön planda olduğu su götürmez bir gerçektir. Öyküde ninni ve masallar yerine Gülsüm2 adlı iş görücünün geçmişini tarayan teknolojiyi kullanıldığında Zehra'yı kaçırdı mı yoksa evlatlık edindi mi hatta kızın annesi ona mı emanet etti gibi sorulardan birine yanıt verilseydi öyküdeki etkileyicilik daha da ön planda olurdu.
Nora: Bir Keyif Evi (Selin ARAPKİRLİ); Bu kez yörüngede dansı izlemiyoruz. Aksine hangi dağda öldüreceklerini bilen kurtlardan birini hangi yörede öldürüldüğünde tanık oluyoruz çünkü kalem, ilk kez yerli bilimkurgu öyküsünü yazdığını görüyoruz. Öykü teknikleri açısında başarılı olsa da saplantılı eşin kurgusu, etkileyici olmadığını görüyoruz. Burada verilen mesaj; eşler, birbirlerine kılıf biçemez. Seda, nostaljik (atayurt sağıncısal) kadın olduğunu kabul etmeliyiz. Ona da Nora'nın bir köşesinde Atayurt Sağıncısal zaman köşesi yapılabilinirdi. Seda, ondan ayrılmak yerine ona resmen tapardı.
Bodrum (Ayşegül YALVAÇ); %100 yerli bilimkurgu öyküsünde İstanbul'un sürekli göç alma odağında olduğunda dolayı artan nüfus için bilim ve teknoloji anlamda donanımlı yerebatan şehirin yeryüzündeki şehirden farklı bir sistem işlendiğinden dolayı insanların zamanla duygusuzlaşıp belli bir deneyin kobayları haline gelinirken Zeynep karakteriyle insanı insan kılan değerlerin başkaldırışı ağır ağır izliyoruz. Öykünün sonu sıradan bitmesi öyküye monoton bir düzenin parçası algısı yaratılmış. Öykünün sonu heyecanlı olsaydı insanların geleceği değiştirmek için duygularına sımsıkı sarılırdı.
Kim Beni Öldürmek İstiyor (Elif HAMAMCI); %100 küresel çaplı bilimkurgu öyküsünde boşanma eşliğine gelen çiftlerin SİMENELİ adlı gökadada sekiz simülasyon eşliğinde yeniden evliliklerini gözden geçiriyorlar. Aslında burada anlatılan insanı yıkan insanın egosudur. Narsist bir şekilde herkes onun etrafında dönmesini isterler. Tek kusursuz kendilerini görüyorlar. Türk arketipleri gördüğümüz öyküde SİMENYA adı seçilmesi çok saçma gelmiştir çünkü tasvir edilen simülasyon (öykünç) adasında sincap yuvalarına benzetilen evlerden dolayı TİYİNELİ adı seçilebilinirdi.
Evrim (Hande ÇAPALAR); Küresel çaplı bilimkurgu öyküsünde akıcılık, sürükleyicilik ve merak uyandırıcılık eşliğinde insanlığın kalıtım biliminde çığır açan bilimsel yenilikler sayesinde insan çocukları, hayvanlar gibi bir kaç ay içinde büyüyüp olgunlaşmasını ve DNA dizimlerinde gen değişimi yapılarak transhuman (insanüstü) denilen oluşumu anlatılıyor. Mantıklı okurlar tarafında bu öykü düşsel kurgumsu olarak görülebilir çünkü insanlığın süreci yaşaması için zaman kavrayan teknolojiyi icat ederek zamanı hızlandırılarak o süreci kısaltılır.
Füg (Nur İpek ÖNDER MERT); %100 yerli bilimkurgu öyküsünde psikoloji alanıyla ilgili dissosiyatif füg hastasını konu almıştır. Öyküde aniden, beklenmedik ve amaçlı bir şekilde evden uzağa yaptığı seyahat sonucu geçmişinin bir kısmını veya tamamını hatırlayamama ve kimliğini kaybetme ya da yeni bir kimlik oluşturma ile karakterize bir veya birden fazla amnezi atağı geçiren karakterin başında geçen olayı anlatılırken karakterin neden otele geldiğini ve otele gelen kişinin insansı işgörücü mü insan mı hatta o karakterin cinsiyeti kadın mı erkek mi soruları havada bırakacak şekilde karmaşık bir kurguyla karşı karşıyayız. Bir de öykünün içinde otelin çatısındaki kızın konuyla alakası anlaşılmıyor. Aslında dissosiyatif fügü başarılı bir şekilde ve ayakları da sağlam yere basarak kurgulanır.
Demo (Jülide KAYAŞ); %100 yerli bilimkurgu öyküsünde didaktik anlatımın dozu birazcık fazla olunca durağan ve hafif sıkıcı bir ortam oluşturdu. Öyküde işgörücülerle mücadele eden Selma'nın icat ettiği kulağa takılan ve insanların işgörücüler gibi hızlı hareket ettiren implant sayesinde çalıştığı işten kovulmasa neden olan işgörücülere karşı başarı sağlarken ona yardımcı olan Çağlar'a tiksinerek bakması ise her kadın gibi egoları tatmin etmek için kendilere sunulan sevgiyi kullanarak erkekleri parmağında oynatıyor. Kadınlar söz konusu egosu ise onlarından vicdan ve merhamet hatta vefa beklememiz hatta olur. Erkekler, arkadaş ilişkilerinde insani değerlere önem verse parmaklarda oynanmaz olur. Öyküdeki mantık hatasına gelindiğinde implant sayesinde Çağlar'ın yavaş yavaş işgörücüye dönüşmesi bilimkurgu değil düşsel kurgudur.
Balinaların Şarkısı (Ceren DEMİRKILINÇ); %100 yerli bilimkurgu öyküsünde zooloji alanında yapılan frekanslarla hayvanların seslerini yorumlamaya başlanıldığı dönemde Türkan adlı bilimkadını, balinaların seslerinden yola çıkarak onların şarkısını anlamaya çalışıyordu. Balina akıllı bir hayvan olduğu için insanların ne yapmaya çalıştığını anladık için onlara saldırıyorlar. Son kısmı başarılı olmamış çünkü öykünün gidişatındaki karmaşıklık açıkça ortadadır. Buna rağmen aslında hayvanların bu gezegende hakkı oldukları için onlara zarar vermemeyi bilmeyiz.
Boşluğa Dikkat Edin (Funda Özlem ŞERAN); Durum öykücülüğü tarzında yazılan %100 yerli bilimkurgu öyküsünde Kanal İstanbul projesi gerçekleştiği için İstanbul ili üçe (İst, An ve Bul) ayrıldığı dönemde insanlığın Yeni Düzen denilen büyük güçlerinin piyonları haline geldiğini görüyoruz. Deniz Bey'in ölümü ise yeni düzen başkaldırdığından dolayı trene adım atarken boşluğa düşerek ölüyor. Durağan yapısının nedeni ise Esra'nın bu ölümü araştırırken sürekli hap alması ve anılar ise düzensizce verilmek yerine boşluğun olduğu yere geldiğinde boşluğa girerek çözümü bulabilirdi. Durağanlık, öyküye sıkıcılık getirir.
Moodül (Işıl Buket ÖZDİL); %100 yerli bilimkurgu öyküsünde akıcılık, sürükleyicilik ve merak uyandırıcılık ön planda olsa da çip konusunda birazcık düşsel kurguya kaçmıştır. İnsanların sinir uçlarını takip eden teknolojiyi keşfedilmedikçe insan duygularını biyotermalla keşfederek ona uygun alında hologram bir şekilde beliriveren emojiyi gösteren düğme tarafında küpe icat edilebilinir. 1990 yıllarda buna benzer bir teknolojiyi Ay Savaşçısı evreninde görüyoruz. Merkür Savaşçısı, küpesine dokununca gözlerini kapatan ve ona faydalı bilgiler gösteren, şeffaf ve başa takılan bir ekran gözlüğüne sahip olurdu. O dönemde yine basit tekniklerle kurgulanmışsa bu tekniğe geliştirerek emoji hologram gözlüğü biçimde kullanabilinirdi.
Kabuk (Sibel BOZKURT); %100 yerli bilimkurgu öyküsü, teknikler açında başarılı olsa da bilinç transferi denilen düşsel ürününden dolayı kısmen bilimkurgu öykü olarak kabul edebilir. Eski sürümlü teylenen işgörücüne kanserden kurtuluşu olmayan yaşlı kadının bilincini transfer ediliyor. Burada mantık çevresinde insanın bedenini hareket eden ruh olduğu için bilinç dediğimiz şey de bu ruhun ta kendisidir. Ruhu kavrayan teknoloji bulunursa yeni bedene bilinç olarak transfer edilip edilmeyeceğini göreceğiz.
KEKAR (Özge ARIKAL GÖNÜL); Öykü teknikleri açısında başarılı olan %100 yerli bilimkurgu öyküsünde durağan ve sıkıcılık ön planda olduğundan dolayı öykünün verdiği mesajı net anlaşılmıyor. Didaktik anlatım zehirlenmesi yaşandığı öyküde; insanların klon işgörücüleri (metal kuğurcakları) teknolojisi sayesinde senin yerine geçen metal kuğurcak sayesinde gündelik ve iş hayatı aksamaya uğramadan tatillere çıkabiliyorsun. Ayrıca kadınların çalışanların şirkette yoğun olmasıyla kadınların köleleştirilmek istenen dönemimize ağır bir eleştiridir. Hatta bu duruma başkaldırıştır.
Tekerrür (Ekin AÇIKGÖZ); %100 yerli bilimkurgu öyküsünde kadın cinayetlerine karşı örgütlenen insanların geçmişteki hatalardan ders çıkarmak yerine aynı hataları tetikleyecek yenilikleri getirdiğini ve eleştirilere açık olmadığını görüyoruz. İslam'ın önem verdiği ve toplumun temel taşı olan aile kavramı ortadan kaldıracak yeniliği sınıfta kalmıştır. Ayrıca evrendeki farklı yaşam formları da Tanrı'ya secde ettiğini biliyoruz. Buna rağmen onları da kendilerimiz gibi nankör kullar olarak görüyoruz. Mantıklı gelecek yenilik ise şehvet duyguları tatmin eden cikletin üretilmesi olabilir. Böylece kadın tecavüzlerine dur diyeceğiz.
Kapılar (Demet ÇALTEPE); Seçkideki bilimkurgu olmayan daha doğrusu düşsel kurguya geçiş yapılmış öyküde anlatılar heyecan verici olsa da mantık çerçevesinde tek yaratıcıyı inkar eden ve içerik anlamında bilimkurgu unsurları yoktur. Öyküyü kayıtlı rüyayı izleme sahnesiyle bitirilseydi bu gün bu öykü için bilimkurgu öyküsü diyebilirdik. Evrenin Bilincinin Koruyucusu kavramı genellikle düşsel kurgularda kullanılan bir unsurdur. Öykü, insanlarda Keremcem'in İmtihan şarkısı anımsatıracaktır.
Beni İki Kere Yak (Münevver UZUN); Yerli bilimkurgu öyküsünde erkeklerin kadınların sadece DNA'sıyla doğumları gerçekleştirilmesine canavar gözüyle bakıyordu. İnsanların yerin altına çekildiği gelecekte spermin sadece yumurtayı döllendirme etkili unsur olduktan sonra yumurta içinde ayrılışıp kaybolduğu anlatılan üreme sisteminden bahsediliyor. Bu mantıkla erkeklerin sayısı tamamen sıfır olduğunda nasıl çoğalacak kadınlar? Bu üreme sisteminin doğal süreç mi yoksa labortuvar ortamında mi oluşuyor? Sorusuna makul bir kurguyla yanıt verilseydi öykünün ayakları sağlam bir şekilde yere basardı.
Sadece Bir Kez (Ceren GÜNDOĞAN); Bu tarz isim seçimli uzaylı temalı öykülerde maalesef nesnel yaklaşamıyorum. Seçilen isimlerden dolayı öykü sınıfta kaldı çünkü gâvurun ekmeğini yiyen gâvurun kılıcını çalar. Öyküye dönersek insanoğlu, kıyamete yakın bir dönemde birbirlerini menfaatler ve emeller uğruna kitlelerce katledilmesini kurgulamak insan türünün kendi eksiklerinin farkına varabildiğini görüyoruz. Öyküdeki uzaylılar da bu tarihsel olayı, alay edercesine konuşuyorlar. Bizler, kendi içimizdeki sorunları çözüp insanca yaşamalıyız ki evrenin koruyucuları içine insan türünü temsil eden koruyucu seçilmelidir.
Denge (Uzay GÖRMÜŞ); Karakterlerde seçilen adlardan ve didaktik anlatımın ağır basılmasından dolayı sınıfta kalan öyküde insanların bir şekilde evrimleşerek non-binary adlı cinsiyetsiz kimlikleri kazandığını ve geldikleri ana gezegendeki insanları da bu kimliğe geçişlerini sağlamak için prion denilen mikrokapsülleri kullanıldığı anlatılıyor. Didaktik anlatımlarla aşırı derece kafa ütülemek yerine başka gezegene koloni kuran insanların nasıl bir evrim geçirdiği yada nasıl bir teknolojiyi kullandıklarına dair kurgular olsaydı öykü daha anlaşılır hale gelir.
Teknik yönden başarılı ve düşündürücü kurgular sunan öykülerin yanında, anlatım dili, karakter motivasyonu ya da mantık çerçevesi bakımından daha çok geliştirilmesi gereken metinlere de rastlanmaktadır. Seçki, edebi çeşitliliği ve toplumsal duyarlılığıyla dikkat çekse de içerik dengesi ve bilimkurgu türünün özüne sadakat açısından zaman zaman dağınıklık göstermektedir. Yine de bu çeşitlilik, yerli bilimkurgunun gelişimine katkı sağlama ve kadın yazarların sesini görünür kılma açısından önemli bir adımdır. Seçki genel olarak olumlu ve umut vadeden bir bilimkurgu atlası sunarken eleştiriye açık yapısıyla daha güçlü seçkilerin kapısını aralamaktadır.