Olivia, dilsiz bir yetim. Merilance Bağımsızlar Kızlar Okulu'nun kapısına bırakılmış annesi tarafından. Kimse annesi kimdir babası kimdir bilmiyor. Elinde onlardan kalan tek şey annesinin yazdığı ve yavaş yavaş deliliğe sürüklenişini belgelediği günlük. Büyürken, tüm kızların gürültülerinin arasında sesi olmayan, yapayalnız bir kız olarak büyüyor, bir tek onun görebildiği hortlaklar ziyaret ediyor onu yalnızlığı içerisinde, onlar da kaçıyorlar ondan fark edilince. Tüm bunlar sürüp giderken bir mektupla değişiyor hayatı bir anda; hiçlikten ortaya çıkan dayısı onu bir mektupla Gallant'a çağırmakta!
Gallant, hani şu annesinin günlüğünde "Gallant'tan uzak durduğun müddetçe güvende olacaksın." diye bahsettiği Gallant, Olivia'nın bir aile, bir yuva bulması için tek şansı. Burada annesinin geçmişinden anılar ve aksi bir kuzen karşılıyor onu, ancak ona uzun ve korku dolu misafirliğinde ev sahipliği edecek Prior'ların uzun tarihi ve kapının hikayesi var.
Gallant, benim küçük beklentilerle başladığım bir kitaptı. Klasik edebiyatla donattığım aylık okuma planımda bir nefes olsun diye eklediğim küçük bir duraktı aslında. Ancak şu an bu küçük beklentimi aştığını kolaylıkla söyleyebilirim. Kitap bize sadece akıcı bir anlatımla aksiyon dolu bir hikaye sunmakla kalmıyor ayrıca Gallant'ın geçmişiyle de bir perili köşk hikayesi kulağınıza fısıldanıyormuş gibi hissettiriyor.
Yazardan Addie Larue’nün Görünmez Hayatı kitabını da okumuş olduğum için ucu açık bir sona, her zaman iyilerin kazandığı bir peri masalına hazırlamadım kendimi zaten. O yüzden acı-tatlı bir son da beni oldukça memnun etti. Arada bir Addie şu an ne hâlde, diye düşündüğüm gibi Olivia'ya ne oldu, düşüncesi de turlayacak aklımı görünen o ki. Son olarak karakterin hâlâ bir çocuk olması, o sessiz aklından geçen düşüncelerin çokluğu ve saflığı bana yer yer Olivia'nın konuşamadığını unutturdu desem yeridir. Bence küçük bir kurguyla basit bir okuma yapmak isteyen herkesin edebi hayatlarına bir durak olarak eklemeleri gereken bir kitaptı. İyi okumalar dilerim