Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski Beyaz Geceler, yüzeyde bir aşk hikâyesi gibi görünse de, derinlerde nevrotik bir yalnızlığın izlerini taşır.
Anlatıcı "hayalperest", bastırılmış arzularını gerçek dünyada tatmin edemediği için içe dönmüş bir yaşam sürmektedir.
Onun idealize ettiği aşk, aslında erişemeyeceği annelik figürünün bir yansımasıdır.
Nastenka ise onun bilinçaltında şekillenen dişil arzu nesnesidir; ulaşılmaz, ama bir o kadar da tanıdıktır.
Hayalperestin yalnızlığı, Freud’un "melankoli" kavramına uygun bir şekilde, narsistik bir içe dönüşle derinleşir.
Nastenka ile yaşadığı dört gecelik yakınlık, onun bilinçdışı fantezilerinin dışavurumudur.
Bu fanteziler kısa süreli doyum sağlasa da, gerçekle yüzleştiğinde yerini derin bir hüsrana bırakır.
Nastenka’nın eski sevgilisine dönmesi, hayalperestin bilinçaltında tekrar eden "terk edilme" travmasının tetikleyicisidir.
Anlatıcının gözünde aşk, bir ilişki değil, bir kurtuluş umududur; bu ise onu gerçeklikten koparır.
Onun varoluşu, "id"de barınan isteklerin "ego" ve "süperego" tarafından bastırıldığı bir gerilim alanıdır.
Hayalperest, duygularını dışa vurmakta yetersizdir çünkü geçmişte yaşadığı bilinçdışı çatışmalar, libidinal enerjiyi bastırmıştır.
Nastenka’nın ona kısa süreli umut verip sonra geri çekilmesi, anneden gelen sıcaklık ve sonra gelen soğukluk döngüsünü çağrıştırır.
Hikâyede geçen Petersburg’un beyaz geceleri, zamanın askıya alındığı bir bilinçdışı alanı simgeler.