“Ve biz ayakta duramadık… Demir ökçenin altında ezildik.”
Bu kitap bir roman değil sadece; adeta bir uyarı manifestosu. Jack London’un 1900’lerin başında yazdığı Demir Ökçe ilk distopik eser olarak geçiyor ama şaşırtıcı derecede bugünü anlatıyor. Kapitalizmin çelik gibi örgütlendiği, işçi sınıfının ezildiği ve geleceğin karanlık olduğu bir dünyada geçiyor her şey… Tanıdık geldi mi?
Ernest Everhard karakteriyle tanışınca içiniz kıpır kıpır oluyor. Onun cesareti, isyanı ve adalet arayışı sanki bugün sokakta görsek arkasından yürümek isteyeceğimiz türden bir figür. Tüm olanları eşi Avis’in gözünden izlemek de anlatımı daha içten ve çarpıcı kılıyor.
Demir Ökçe, hem bir aşk hikayesi, hem politik bir isyan çığlığı, hem de insanlığın karanlık geleceğine yazılmış bir ağıt gibi. Bazen umut, bazen umutsuzluk… Ama hep bir sorgulama.
⠀
Bugünün dünyasına bakınca, Jack London’un öngörüsü insanı ürpertiyor. “Bu kitapta anlatılanlar geçmiş mi, yoksa hala yaşadığımız bir gelecek mi?” diye sormadan edemiyorsunuz.
Çok güzel bir kitaptı ama Jack London’ın en güzel kitabı mıydı? Hayır. Martin Eden’in yerini tutacak bir kitabı gelir mi bilmiyorum. Okumadıysanız eğer Martin Eden de şiddetle tavsiyedir
Demir Ökçe’yi okuyun, sindirin, paylaşın. Çünkü bazı kitaplar sadece okunmaz, hissedilir.