Dönüşüm'ü sanırım dördüncü kez okuyorum. İlk okuduğumda Gregor'a sinir olmuştum. Kendi elleriyle kendini köleleştirmiş gibiydi, hep başkaları için yaşıyor, hiç sorgulamıyordu. Bu çok canımı sıkmıştı çünkü aslında çoğumuzdan farkı yoktu. Ben de dahil olmak üzere hepimiz bir şekilde "böceğiz". Ama bunu ya hiç fark etmiyoruz ya da fark etsek bile Gregor gibi hiç yadırgamadan devam ediyoruz.
Şimdi yeniden okuduğumda daha farklı hissettim. Belki de bu hâl -böcekleşmek- hayatın bize sunduğu garip bir hediye. Çünkü istemesek de yaşıyoruz, bir şekilde idare ediyoruz, elimiz kolumuz tutuyor, kimseye muhtaç değiliz. Ya tamamen boşlukta kalsaydık? Hiçbir şey yapamaz hâle gelseydik? O zaman neye tutunurduk?
Gerçekten özgür olabileceğimiz bir dünya aslında var. Ama bu dünya değil. Bu dünya geçici, gelip geçici her şeyle dolu. Kendimize, isteklerimize odaklanmak... bunlar boş geliyor artık. Çünkü ne isteyebilirim ki bu dünyadan? Neden bir şey aldığımda mutlu olayım? O şeyin beni mutlu ettiğini düşünmem bile belki sadece bana öğretilmiş bir şey. Zevk almak bile bize yüklenen bir görev gibi. Sanki hayatta kalmak yetmiyor, bir de bir şeylerden keyif almamız bekleniyor.
Ama gerçekte, yaptığımız çoğu şey sadece hayatta kalmak için. Zorunluluk yani. Bir zorunluluktan nasıl gerçekten zevk alabiliriz ki?
Ama belki de Gregor'un böceğe dönüşmesi bir son değil, bir kaçıştı. Dünyanın yüklerinden, beklentilerinden, yapmacık mutluluklarından uzak bir yerdi orası. Belki de huzura en çok yaklaştığı hâliydi o.