Bir Ayağı Diğerinin Önüne Atmak Değil YÜRÜMEK!
8/10
·191 syf.··
2025 35. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2025 23:44
Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir. (Spoiler içerir!) Sportif bir eylemin dışında yürümenin anlamlarını ve işlevlerini, yazarların hayatları üzerinden anlatımda, bilmediğim ama öğrenince haz kaynağı olan birçok yeni bilgi edinmiş olmak, verimli bir okuma süreci olsada kimi yerlerde biraz zorlama övünçler itici geldi. Günümüz sisteminin bize dayattığı maratonda, çalışan anne olarak kendimle başbaşalığın tadını çıkarmak için, ilk fırsatta ayaklarımı yerden keserek boş zaman değerlendirmeleri tercihim oluyor. Belki ya da büyük ihtimalle kalabalıktan uzak, sadece doğanın sessizliğinde kaybolmak ruha şifadır. Lâkin bunu yapabilmek için en önemli etken yaşadığın koşullardaki sorumlulukların. Bu konuda şansım yaver gitmese de önemini inkâr etmeden bu şansa sahipler adına sevinçliyim. Ayrıca yürümenin hızlı olması -ki sistemimizde her tür sorumluluk kişiye yüklü olduğu için istemesekte mecburi yaptığımız- odak noktaya varamama korkusu olduğu, yürümede kendine güven ve cesaretin yavaşlıkta saklı olması mantıklı olsa da uygulamaya ne kadar dönük tartışılabilir. Yavaşlıkta yürümek biz yetişkinler için, görüntü-ses-his/ her detayın yakalanması ve yaşanmasını sağlayabilirken çocuk bakışında, aynı güzergahta her defasında ayrı bir manzara detayında farklı his ve duyguyu keşfetme algısı yaratır diyerek yazarlar için yürümenin işlev ve anlamlarına bir göz atalım. Nietzsche, çalışmak için yürümek zorundadır. Yanında bir refakatçi olmadan, kendi ile başbaşa, belli bir tempoda değil de ıssız dağlarda, deniz kıyılarında, sekerek yürür. Bazen de tırmanışlar yaparak düşünce dünyasını şekillendirmeye çalışır. Ölümüne yakın (44 yaşlarında) akli melekelerinin uçuştuğu zamanda, annesi ile yaptığı uzun yürüyüşlerin mecburi kısalaşması hüzünlü bir hikâyeye dönüşür. Rimbaud / Rüzgar Tabanlı Adam, para biriktirip hayatını düzene sokmak ve huzurlu yaşamak için kaçma arzusunun tetiklediği yürüme eylemi, aktarmalarla diyardan diyara 20 yıl boyunca göç etmesine neden olur. Sonuç olarak ise bacağında beliren bir ağrı... En sonunda dizden kesilerek bacağı ile vedalaşsada, son nefesini verirken yapay bir bacak bekleyişinde tekrar uzun yürüyüşler hayalî kurar. Rousseau, Viyana'da elçilik kâtipliği, müzik öğretmenliği, ansiklopedi yazarlığı yapıp, şan şöhret sahibi olur ama kırkını devirdiğinde bir anda herşeyi bir kenara atıp insanlardan uzaklaşmaya karar verir. Yoksul hayatı tercih eder. Tek amacı kendine tabi olmak için, 'Yeni Diogenes' diye anılan bir yaşam tarzını seçer. Önce düşünmek, fikir üretmek için ormanlara dalıp yürüme bir yol iken, sonradan anlam değişir. Artık yürümek, ilk insanı kendi içinde bulmaya evrilir. Burada kendi kimliği ile buluşmak değildir derdi. Thoreau, devlet lisesinde ders vermeye başlayan ancak hem öğrencilerine fiziksel ceza vermeyi reddettiği, hem de dersleri sınıfta uzun yürüyüşler yaparak vermeyi yeğlediği için iki hafta sonra istifa eder. Köleliğe karşı savaşır. 44 yaşında tüberkülozdan ölen ve ormanda iki yılını geçirdiği seneyi anlatan yürümek üzerine ilk felsefe kitabı olan 'Yürümek' i yazar. 'Bir şeyin maliyeti aslında, ister derhal ister uzun vadede olsun, hayatta neye mâl olduğuyla ölçülür.' , 'kendiniz için saptadığınız herhangi bir eylemi tartabilmek için şu soruyu sormanızı tembihler: Bunu benim yerime başkası da yapabilir mi? Cevabınız evetse, o fikri bırakın, tabii hayati önem taşımıyorsa. Derinlemesine yaşamak, işte bunu bizim yerimize kimse yapamaz.', '...bir insanın zenginliği, hiçbir eksiği bulunmadığını hissetmesine bağlı olduğu...' sözlerinin anlamları yer buldu ruhumda. Thoreau için yürümek, toplumun oyunlarından kaçıp, dış görünüşleri aşarak hakikati aramaktır. Kant, disiplinli bir yaşam tarzı sürerken düzenli yürüyüşler yapar. Yalnız kitapta savunulan, disiplinli olmanın düzenli yürüyüşleri desteklemesi ve bunun başarı ile doğru orantılı olma savına katılamıyorum. Çünkü Kant, hayatında düzensizliğe dayanamayan, günlük rutinlerini saati saatine aynılıkta tekrarlayan biridir. Hatta yürüdüğü güzergahı hayatında sadece 2 kere değiştirmiş olması(birinde Rousseau'nun Emile'ini edinmek, ötekinde de Fransız Devrimi ilan edildikten sonra yayılan haberleri almak için), özel bir durumunun olduğu izlenimi yarattı bende. Gandi için yürümek, inancın gücüyle ilerlerken sevginin gerçekliğine vurgu yapmaktır. Dünyadaki şiddete, alçak gönüllü şekilde sessiz yürüyüşlerle karşı koyması etkileyiciydi. Ayrıca haç yolculuğu için yürümek de anlatılar arasındaydı. "Hacı : yurdundan uzakta yürüyen." Her şeyi ardında bırakıp terk-i diyar ederek arınma, yenilenme ve mevcudiyet için haç yolculuğunda yürümek. Bir diğer konu ise kefaret. Herhangi bir suç işlenmesi durumunda, suçun içeriğine göre kimi zaman yalın ayak, kimi zaman prangalarla ağır koşullarda yürümek. Kinikleri ilk defa duymanın mahcubiyetinde hayat tarzları çok ilginç geldi. Gerçek anlamda yürüyüşçü oldukları söylenebilecek tek Yunan bilgeleridir Kinikler. 'Kinik' Yunanca kunos, yani 'köpek'ten türemiştir. Yaşam biçimleri son derece kaba, kalabalıklara sövüp sayar ve dünyanın riyakârlıklarını ifşa etmeyi kendilerine meşgale edinirler. İnsanların iyi eğitim, öğretilmiş değerler, doğaya takındıkları riyakârlıklıkları ifşa ederken bedenin en basit biyolojik işlevlerinden yararlanırlar. ('Epikürcülerin çoktan gösterdiği üzere, yokluk hissetmeyen kişi zengindir.' Kinik yaklaşımı) İşin özü yürümenin, bir ayağı diğerinin önüne koymanın ötesinde anlamlar içerdiği daha birçok bilgi mevcut kitapta. "Yürürken takdire şayan tek şey gökyüzünün parlaklığı, manzaranın görkemidir." S.10 "İnsan burnunu tarihlere, olaylara gömdüğü anda, her şey kişinin kendi özgürlüğünün içine sıkışır. Oysa kurgulamaya, mitlere, ortak kaderler inşa etmeye ihtiyaç vardır." S.28 "Yolun kendisi kadar belirgin bir şey vardır, o da yerlerinde oturanların aptalca aldırışsızlığı değil, Nietzsche'nin her zaman kendi sorunu addettiği merhamettir ('Çocukluğumdan beri 'acımak en büyük zaafım' lafını teyit edip durdum' Eylül 1884). İnsanların kendilerinden yoksun oldukları için ayinler ya da eğlencelerle oyalanmalarına, hüzünlü suretlere bürünmelerine, benzerleri tarafından onaylanma ihtiyaçlarına duyulan merhamettir bu. Halbuki yukarılardan, bağımsız bir bakış açısıyla bakıldığında insanı neyin hasta ettiği anlaşılır: yerleşik ahlakı zehri." S.29 "Bak oraya varamayacaklarından korktukları için bu kadar hızlı yürümek istiyorlar... yürürken, kendine güvenin ve cesaretin sahici göstergesi yavaşlıktır." S.37 "Hızın zaman kazandırdığı bir yanılsamadır. Hesap ilk bakışta kolaydır: yapacaklarını 3 saat yerine 2 saatte yapıp bir saat kazan. Fakat bu, günün her saati birbirine eşitmişçesine yapılan soyut bir hesaplamadır. Bilakis zamanı hızlandıran acelecilik ve sürattir. Böylece zaman daha çabuk geçer ve 2 saatlik bir telaş, günü kısaltır. Bölümlere ayrılmış her dakika lime lime olur, çatlayana kadar dolar. Bir saatin içine yığınla şey istiflersiniz. Yavaş yavaş yürüdüğünüz günlerse çok uzundur. Daha uzun yaşamanızı sağlar, çünkü zamanı eklemlere eziyet ederek geçirmek yerine her saatin, her dakikanın, her saniyenin nefes almasına, derinleşmesine izin verirsiniz. Acele etmek birden fazla şeyi tek seferde ve çabucak yapmaktır: önce bu, sonra şu, ardından öteki. Acele ettiğinizde zaman türlü türlü şeyin hiçbir düzen olmadan tıkıştırıldığı bir çekmece gibi çatlayacak kadar dolar." S. 38 "Rüzgar tabanlı adam, Rimbaud..." S. 40 "Aslında bizi yalnızlığa sürükleyen çoğunlukla başkasıyla karşılaşmaktadır. Sohbet kendinden ve farklılıklarından bahsetmeye götürür kişiyi. Ve bu başkası bizi, tarihimiz ve kimliğimiz içindeki, bencil ve yalanlar söyleyen özümüze taşır yavaş yavaş. Sanki hep öyleymişiz gibi..." S.54 "...bir insanın zenginliğinin hiçbir eksiği bulunmadığını hissetmesine bağlı olduğu..." S.85 "Yürümek kenara çekilmektir: Çalışanların kenarından, hız yapılan yolların kenarından, servet ve sefalet üretenlerin, sömürenlerin, emekçilerin kenarından, kış güneşinin solgun yumuşaklığını ve ilkbahar esintisinin tazeliğini hissetmekten daha önemli işleri olan ciddi insanların kenarından uzaklaşmaktır." S.88 "Kitapların amacı yaşamayı öğretmek değil (ders verenlerin hüzünlü görevidir bu), içimizde yaşama, başka türlü yaşama isteği uyandırmaktır: kendi içimizde yaşama imkanını, yaşamın ilkesini bulmak. İki kitabın arasında yaşam sıkıcıdır (iki okumanın arası tekdüze, gündelik işlerle doldurur), ama kitap farklı bir varoluş umudu uyandırır. Kitaplar gündelik yaşamın sıkıntısından kaçış değil, bir yaşamdan ötekine geçiş aracı olmalıdır." S.89 "Kendi kendimizin esiriyizdir. Toplumsal görüşün tiranlığından yakınırız ama bireysel görüşün tiranlığı yanında o hiçbir şeydir, der Thoreau. Kendi yargılarımıza saplanmışızdır. Thoreau için yürümek kendini bulmak değil, kendini yeniden şekil vermek için imkân yaratmaktır." S.95 Huzur "Ruhun her yönüyle dengede bulunması halidir." S.129 "Kalabalık içinde olmak, tüketiliyor olma intibası uyandırır: bedeni kısıtlayan hareketler, bedeni sarsan ani krizler. Sokaklar, bulvarlar tarafından tüketilir insan. Tabelalar ve vitrinler yalnızca meta değiş-tokuşunu ve dolaşımını güçlendirmek için vardır." S.155 "Yürümek dimdik ölmeye yapılan bir çağrıdır." S.161
1000Kitap
Yürümenin FelsefesiFrédéric Gros · Kolektif Kitap · 20209,1bin okunma
·
140 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.