·479 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Mayıs 2025 11:07 Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunları, sadece bir roman değil, insanın içini kanatan, kendi benliğiyle yüzleştiren bir aynadır. Hikmet Benol’un oyun gibi görünen ama aslında kanayan gerçeklerle örülü dünyası, sayfaları çevirdikçe insanın içine işleyen bir içsel sorguya dönüşür.
Hikmet, sıradan bir hayatı, anlam yoksunluğu içinde geçirmiş bir adam. Herkesi memnun etmeye çalışmış, “iyi” bir vatandaş, “uyumlu” bir birey olmaya çalışmış ama kendine hiç uğramamış. Hayatı boyunca ciddi insanların arasında ezilmiş, duygularını bastırmış, sevgisini doğru bir yere koyamamış. Ve sonunda oyunlar yazmaya başlamış… Çünkü gerçek dünya ona yaşama izni vermemiş.
Bu “oyunlar”, aslında onun kendine kurduğu alternatif bir evrendir. Orada her şeyin anlamı değişir. Kelimeler, insanlar, ilişkiler… Ama bu oyunlar da giderek onu tüketir. Çünkü ne kadar oyun kurarsan kur, içindeki boşluğu kelimelerle dolduramazsın. Aşk, yalnızlık, suçluluk ve umut arasında sıkışıp kalırsın.
Benim için Tehlikeli Oyunlar, bir ruhun incelikli çırpınışıdır. En çok da sessiz kalanların, içine atanların romanıdır. Belki de bu yüzden her cümlesi kalbime dokundu. Çünkü Hikmet yalnız değildi; biz de hepimiz az çok onun gibiyiz.
Bu romanı okurken sadece bir karakterin hikayesini değil, kendi iç sesini de duyuyorsun. Çünkü hepimiz biraz Hikmet’iz… Sevilmek isteyen, anlaşılmak isteyen ama çoğu zaman içimize konuşan.
Oğuz Atay’n bir cümlesi kalbime oturuyor. Ve seni kendinden bile sakladığın yaralarınla baş başa bırakıyor.
“Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?”
Bu cümlede öyle bir yalnızlık, öyle bir arayış var ki… Hikmet sadece bir okuyucuyu değil, kalben bağ kurabileceği bir ruhu, bir sesi, bir sevgiyi arıyor. Tıpkı senin zaman zaman o kalabalıklar arasında kendini yapayalnız hissettiğin gibi… Ve aslında bu cümle senin içinden de fısıldanıyor gibi:
“Ben buradayım… peki sen, beni gerçekten görebiliyor musun?”
Ah Hikmet Ahhh