Kadınlar Mektebi'ni okurken sürekli düşündüm: "Bu oyun yüzyıllar önce yazıldıysa, biz neden hâlâ aynı şeyleri konuşuyoruz?"
Molière'in kalemi hem zekice hem de acımasız dürüstlükte. Okurken güldüm mü? Evet. Ama o gülüşün altında ince bir rahatsızlık da vardı. Çünkü hiciv hedefi hep tanıdık geldi bana.
Arnolphe karakteri... Hani şu "kadın saf olmalı, bilmeli ama çok da bilmemeli, terbiyeli olmalı ama susmalı" kafasında olan erkek figürü var ya, işte onun karikatür hali. Ama öyle güzel yazılmış ki, onun ne kadar zavallı ve komik duruma düştüğünü izlerken keyif alıyorsun. Aynı zamanda rahatsız oluyorsun çünkü bu tip düşüncelere günümüzde de hâlâ denk geliyoruz. Sadece cümleler değişti, zihniyet çok da uzaklaşmadı.
Molière bu oyunla sadece bir aşk hikayesi ya da evlilik eleştirisi yapmıyor bence. Kadının bireyliğini, özgürce düşünebilmesini ve seçim hakkını savunuyor. Komedi unsurlarıyla bezeli olsa da, alt metin çok güçlü. Agnes'in uyanışı, sorgulamaya başlaması... çok tatlı ama bir o kadar da güçlü. Kadın karakterin gelişimini izlemek beni çok mutlu etti.
Tiyatro dili akıcı, karakterler canlı ve sahne geçişleri çok dengeli. Zamanın ötesinde bir kalemden çıktığı o kadar belli ki.
Bazı bölümlerde durup tekrar okuma isteği duydum. Özellikle ironinin zirve yaptığı kısımlar, hem zekice hem eğlenceliydi.
Bu oyunu okurken sadece bir klasik okumuş olmuyorsun; aynı zamanda kendine, topluma ve düşünce kalıplarına da ayna tutuyorsun.