Kitabın kapağını aralamamla bir kapidan gecis yaptim sanki… "Armağan " Sadece bir hikâye değil; Karanlık odalarda sessiz çığlıklarla çıktığımız bir yolculuk, bir serüvendi.”
Kitaba başladığım an içimi saran tuhaf bir his vardı… Hani olur ya bir şey seni izliyormuş gibi hissedersin, işte tam olarak öyle.
Aynalardan uzak durasım geldi. Hatta bir ara ciddi ciddi evdeki aynaları örtmeyi düşündüm. Sadece etkilenmedim… biraz da tirsmış olabilirim. Ama işte bu kadar güçlü bir his, nadiren bir kitaptan geçer insana.
Yasemin’in başka bir şehirde, erkek arkadaşı Ali ile kurmak istediği yeni hayatın, daha evine yerleşemeden dağılması… O anki yalnızlığı, savrulmuşluğu… derken bir antikacı dükkanında yaşanan o an. Tablo almak isterken, antikacı Cem’in ona hediye ettiği o ayna...
Bir Armağan, bir ayna bir insanin hayatini nasil degistirir ki; demeyin sakın. Altın renkli çerçevesiyle sıradan bir kara aynaymış gibi görünse de değildi. Her bakışında sanki bilinçaltındaki kapıları aralayan, korkularını fısıldayan bir şey vardı onda. Ve o ayna verildiği an, her şey değişmeye başladı.
Karakterler desen… Her biri öyle gerçek, öyle tanıdık ki. Bazısı bir yanımı ürküttü, bazısı geçmişte bıraktığım bir parçamı dürttü. Olaylar ise... akıp gitmiyor, seni de beraberinde içine çekiyor. Ne zaman başladım, nerede kayboldum, hangi sayfada darmadağın oldum bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var: Bu kitap, insanın ruhunu ayna gibi karşısına çıkarıyor.
Ve aleyna hirik anlatımı… Sade ama sarsıcı. Sessiz ama çığlık gibi. Sanki kelimeleri değil de, duyguları okudum.
Son sayfayı kapattığımda içimde bir boşluk kaldı. Sanki uzun bir yoldan döndüm ve hâlâ üzerimde o yolun tozu var gibiydi… Ve sadece şunu dedim:
“Ben ne okudum abi böyle ya?”
Eğer bir kitabın seni altüst etmesine hazırsan, Armağan’la tanış derim. Ama küçük bir uyarı: Aynaları kapatmayı unutma…