Puan vermedi·408 syf.····Okunma: 25 Mayıs 2025 14:56 Seriye kapakları yüzünden başladım desem abartmamış olurum sanırım, özellikle yeni çıkan serinin üçüncü kitabının kapağına tek kelimeyle bayıldım. Ancak bu kitaptan sonra okumaya devam eder miyim, bilemiyorum.
Öncelikle konusunu merak ederek kitaba başladığımı belirtmeliyim. Erva'nın babasının timinde olan bir askere vurgun olması ama ona açılamadığı için günlük tutmasını sevdim. Yazarın dili, özellikle günlüklerde Erva'nın aşkını tüm içtenliğinle hissettiriyordu. Tabi bir yerden sonra hep dram okumaktan sıkıldım ne yazık ki. Ama dram dışında sevmediğim şeyler var ki, dramın aslında bu kadar gözüme batmasının asıl sebebi.
Bundan sonrası spoilerli olacak, ona göre okuyunuz lütfen.
Doru'yu ilk gören o olduğu için Erva'nın Doru'ya aşık olmasıyla hiçbir problemim yok. Ancak Ceylin öne atıldığında aşkını içine gömüp geri çekildiğini söylemesine rağmen Doru'nun yaşadığı yere taşınıp (ki bunun da Ceylin için olduğunu söylüyor?) ona karşı bir hamlede bulunmasa da 1 sene boyunca çevresinde gezinmesi ve günlük diye adama aşk mektupları tarzında şeyler yazması hoş değil bence. Sonuçta tüm bu zamanı Ceylin'in asıl kimliğini bilmeyerek ve onun en yakın arkadaşı olduğunu sanarak geçirdi. Altını çizerek söylüyorum, herhangi bir arkadaşı ya da tanıdığı değil, en yakın arkadaşı. Kendini uzaklaştırma şansı varken bunu yapmayıp Doru'yu günlüğüne yazmaya devam etti. Unutmaya çalıştığını ve yapamadığını söyledi sürekli ama o şartlarda zaten adamı unutması nasıl mümkün olabilirdi? Üstelik günlükte Doru'yla olduğuna dair hayalleri yazılı. Bilmiyorum, benim etik değerlerime uyan bir şey değil hiç.
Ek olarak, günlük ortaya çıkınca Doru'nun ışık hızında 180 derece değişen huyları hakkında ne söylenir bilemiyorum. Yani bu zamana kadar Erva'yla sadece Ceylin için zorla iletişime geçen bir adam, Ceylin'den şüphelenirken bile Erva yine umurunda olmayan bir adam, hatta Ceylin'i ektiği ve onu üzdüğü için gelip Erva'ya bağıran bir adam ama günlüğü okuyunca birdenbire değişiveriyor. Her şey o kadar ama o kadar hızlı oldu ki, Erva'ya ilanı aşk etmesi hiç inandırıcı gelmedi. İlk günden ortada fol yok yumurta yokken Rüzgar'a karşı yaptıkları hele saçmalık abidesiydi. Rüzgar karakteri çok fena harcanmış gibi geldi bana. Erva'ya iyilikten ve kibarlıktan başka bir şey yapmamasına rağmen Doru tarafından sürekli hırpalandı. O sahneleri okurken Doru'dan geri dönüşsüz bir şekilde soğudum.
Kısacası Erva'yı da Doru'yu da sevemedim, kitap da oldukça ağır akıyor ve sürekli 'bizden olmaz muhabbeti' dönüyor. Oldukça sıkılmaya başladığım ve başrolleri de sevmediğim için kitabı zorla okuyorum resmen. Bu yüzden seriye devam etmeme kararı aldım.
(Buraya kadar olan kısmı kitabın son 100 sayfası kaldığında yazmış, daha fazla okumak istemediğim için sonrasında başka bir kitaba geçmiştim. Ancak elimdeki kitabı bitirdikten sonra bu kitap da yarım kalmasın diye geri dönüp kitabı bitirdim. Ona göre yoruma devam edeceğim.)
Kitabın bundan sonrası daha da fenalaştı açıkçası ama en azından hızlı okundu. Okuduklarım karşısında hissettiklerim düşünüldüğünde bu ne kadar iyi bir durum, bilemiyorum. Doru'nun agresif tavırları, Erva'nın çevresinden ya da geçmişinden onunla ilgilenen birinin adını duyduğu an girdiği tavırlar beni çok yordu. Yankı'nın adını duyunca yaptıkları, Kemal'e düğün ortamındaki yaklaşımı falan çok fazla abartı geldi. Erva'nın bu durumu yeterince önemsememesi de bir garip.
Kitabın sonlanış tarzı, olan olaylar ve sebepler... Bilmiyorum daha fazla yazmama gerek yok sanırım. Hevesle başlamıştım ama hiç benlik bir kitap değilmiş. Ne konunun işlenişinden ne de karakterlerden umduğum şeyi asla alamadım.